GüncelMakaleler

POLEMİK | Reformist ve Ulusalcıların Kürt Hareketiyle Marksizm Tartışmaları Üzerine…

"Sosyalizme dair tartışmaların yapılıyor olması elbette olumsuz bir şey değildir, hatta bu sayede söz konusu yapıların ve çevrelerin sosyalizm tanımları ya da daha doğru bir ifadeyle sınıf mücadelesine bakış açıları daha açık bir nitelik kazanmaktadır."

Kürt ulusal hareketinin, özellikle Öcalan’ın, Marksizm ve sosyalizm tartışmalarına ek olarak birtakım siyasi çevrelerin de beyanları ve polemik yazıları son günlerde gündem oldu.

Sosyalizme dair tartışmaların yapılıyor olması elbette olumsuz bir şey değildir, hatta bu sayede söz konusu yapıların ve çevrelerin sosyalizm tanımları ya da daha doğru bir ifadeyle sınıf mücadelesine bakış açıları daha açık bir nitelik kazanmaktadır. Kürt ulusal hareketinin yürüttüğü tartışmalara dair çokça eleştiri yapıldı, belki daha fazlası da yapılmalıdır. Öte yandan sürüp giden bu tartışmalar içerisinde “Marksist” ya da “devrimci” olduğunu iddia eden siyasi çevrelerin eleştirileri ya da sosyalizm tanımları da ele alınması gereken bir konudur.

Özellikle TKP gibi Kemalizm ve ulusalcılıkla malul siyasi çevreler sosyalizm eleştirisi adı altında yoğun bir şekilde Kürt düşmanlığını ve şovenizmi yeniden üretmektedir. Resmi ideolojiye göbekten bağlı bu tür siyasi yapılar elbette hakim ulus şovenizminden öteye gidecek sözler üretmekten aciz olacaktır. Kürt ulusal hareketinin tüm niteliklerini ve çalışmalarını mutlak bir statükoculukla ele almaktadırlar. Bunu yaparken de sosyalizm savunuculuğu maskesi takmaktadırlar. Öyle ki ortalığa saçılmış bazı yazılar ve ifadeler milliyetçi çevrelerden dahi destek bulmaktadır.

Komünistlerin derdi kapitalizmle olmalıdır. Sınıflı toplumun kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan devlet, bir sınıfın egemenlik organıdır. Sınıflı toplumun çelişkili ve uzlaşmaz durumunu düzenler ve ona bir çeşit süreklilik kazandırır. Buna ek olarak Türk hakim sınıflarının devleti olan TC özgün bir biçimde Kürt ulusuna karşı sistematik bir şekilde imha ve inkar politikası izlemektedir.

Bu baskının kaynağının kapitalizm ve onun zor aygıtları olduğu ortadadır. Kemalizm’e ve şovenizme sırtını dayayan bu tür siyasi yapılar işte bu denli temel bir tahlili dahi yapamamaktadırlar. Devrimci enternasyonalizmi geçelim, burjuva devletin en büyük savunuculuğunu yapmaktadırlar. Bunu yaparken en iyi sosyalist maskesi takmaktan da imtina etmiyorlar.

Devrimci ideolojilerin karikatürleştirildiği günümüzde Lenin’in Devlet ve Devrim kitabının girişinde yazdıklarını hatırlatalım: “…öğretinin devrimci yanını, devrimci ruhunu yok sayıyor, örtbas ediyor ya da çarpıtıyorlar. Burjuvazi için kabul edilebilir olan ya da kabul edilebilir görünen ne varsa onu öne sürüyor ve göklere çıkarıyorlar. Bütün sosyal şovenler bugün “Marksist” (gülmeyin!).”

Böylesi yaklaşımlarla Türk şovenizmi sosyalizm tartışmalarına sızmaktadır. UKKTH ilkesini ve Kürt ulusunun ayrılma hakkını savunmak bir yana, işçi sınıfı bu tür tartışmalarla bölünmekte ve devrimci potansiyeli şovenist propagandalarla harcanmaktadır.

Bu tür “komünist” çevrelerin yüzlerine taktıkları çekiç oraklı maskelerinin ardında mutlak bir oportünizm ve küçük burjuva ideolojisi vardır. Dolayısıyla bu yaklaşımların sosyalizmle hiçbir alakası olmadığı gibi Türk şovenizminin yalnızca bir biçimi olarak bilinmeli ve reddedilmelidir.

Öte yandan bir başka sorunlu yaklaşım ise çoğunlukla reformist ve liberallerde karşımıza çıkan, Marksizm’in ya da sosyalist tartışmaların akademik bir perspektife sıkıştırılmasıdır. Sınıf mücadelesinin teorik birikimi daha önce de belirttiğimiz üzere devrimci pratikten bağımsız var olamayacaktır. Devrimci teorinin devrimci niteliklerini ortadan kaldırdığımızda geriye yalnızca laf kalabalığı kalacaktır. Bu tam da burjuvazinin istediği şeydir. Sınıf mücadelesi sürüp gidecek, uzun soluklu bir sürecin ifadesidir. Biz komünistlerin kitlelere çağrısı yaldızlı sözlerin tutarlılığı değil, bizlere dayatılan çelişkileri ortadan kaldırmaktır.

Hem sonra bir hafız gibi Marksizm’i ezberden okuyan bu eleştiriler, iş devrimci enternasyonalizme ya da burjuva devletin ortadan kaldırılması için devrimci pratiğe, devrimci zora, resmi ideolojiyle hesaplaşmaya geldiğinde laflar arasında cambaz gibi dolanmaktadır.

Akademik Marks kesinlikle gerçekte yaşamış Marks değildi. Diyalektik ve tarihsel materyalizm, bitmek bilmeyen tartışmaların, sınıf mücadelelerinin ve amansız ıstırapların içerisinde yoğurulmuştur. Burjuvaziyle ve onun devlet aygıtlarıyla kökten bir çatışma içerisindedir. Dolayısıyla burjuvazinin kalelerinden biri, burjuva ideolojisinin üretim atölyesi olan akademi kesinlikle biz komünistlerin teorik merkezi olmayacaktır.

Marksizm bu tür, reformize bulanmış ve devrimci özünden koparılmış elitist kalıplara sığamayacak denli kapsamlıdır ve bu teorinin gayesi ezilen sınıfları zafere taşımaktır. Devrimci teori ezilenlerin kuşanacağı en büyük silahtır. Onu ulaşılmaz yerlere koymak, dogmatik anlamlar yüklemek, kitlelerden kopararak dar alanlara sıkıştırmak komünistlerin görevi değildir.

Devrimci teoride tutarlılık, yazılan yazılardaki anlam bütünlüğünden ibaret değildir. Bir siyasi hareketin devrimci niteliği devrimci teoriyi uygulayabildiği ölçüde anlam bulacaktır. Son süreçteki sosyalizm tartışmaları kapsamında, örnek vermek gerekirse, Emek Partisi, Devrimci Hareket, Toplumsal Özgürlük Partisi, Sol Parti gibi siyasi çevrelerin yaptıkları eleştiriler Marksist bir tutarlılık ve sosyalizme olan bağlılık şeklinde kendini ifade etmektedir.

Burada problem, bu siyasi çevrelerin devrimci iradeye olan uzaklığıdır. Ulusal sorunlar sınıf mücadelesine içkin sorunlardır. Bu tür siyasi yapıların ulusal soruna olan pozisyonları ortadadır. Buna ek olarak sınıf mücadelesi başlı başına devrimci iradeyi ve var olanı ters yüz etme gayretini ifade etmelidir. Oysa legalizm, parlamentarizm, reformizm gibi özellikler devrimci teorinin iflasını ifade eder. Modern revizyonizmle birlikte sosyalist çevrelere sızmış bu tür nitelikler coğrafyamızda da kendini göstermektedir.

Devrim bir çatışmayı ve toplumu sarmış düğümlerin çözümünü ifade etmelidir. Bu anlamda Marksizm’i “bilmek” üstten bir tavrın ifadesi olmamalıdır. Bazılarının mirasçısı olduğunu iddia ettiği Mahir Çayan’ın sözünü hatırlamakta fayda vardır: “Biz Marksizmi entelektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. Biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye’sinde devrim yapmak için Marksizmi öğreniyoruz!”

Diyalektik ve tarihsel materyalizm bize sınıf mücadelesini işaret etmektedir. Bu anlamda biz komünistler sosyalizmi savunduğumuz gibi onun ilkelerini ve gereklerini de savunmalıyız.

Kürt ulusal hareketinin yürüttüğü sosyalizm tartışmaları bir yana, tekrar belirtmek gerekir ki Kürt ulusunun özgürce ayrılma hakkı koşulsuzca devrimci ilkelerimizden biri olmalıdır. Öte yandan her milletten işçilerin birliği ve ortak mücadelesi komünistlerin yegane gayesidir. Dolayısıyla ulusal sorunu Kürt ulusal hareketinin sosyalizm tartışmalarında boğmak çok büyük bir hatadır.

Sosyalizmi savunduğumuz gibi, hatta tam da sosyalizmi savunabilmek için, ulusal sorunu devrimci bir tutumla ele alabilmeli ve bunu genel devrimci hareketin kapsamı içinde sürdürebilmeliyiz.

“Gerçekleri açıkça söyleyelim; her halükarda savaş bizi bunu yapmaya zorlayacaktır, yarın değilse de ertesi gün. Uluslararası sosyalizmde üç akım vardır: (1) sürekli olarak oportünizm politikası izleyen şovenistler; (2) tüm ülkelerde seslerini duyurmaya başlayan (oportünistler çoğunu bozguna uğrattı, ama yenilen ordular çabuk öğrenir”) ve iç savaşa yönelik devrimci çalışmalar yürütebilen tutarlı oportünizm karşıtları; (3) Şu anda oportünistlerin peşinden giden ve oportünizmi haklı çıkarmak için neredeyse bilimsel bir şekilde ve Marksist(!) yöntemleri kullanarak ikiyüzlü girişimlerde bulunarak proletaryaya en büyük zararı veren, kafası karışık ve kararsız insanlar.” (Lenin, Ölü Şovenizm ve Yaşayan Sosyalizm, Tüm Eserler)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu