
Faşist koalisyon iktidarının başı R.T.Erdoğan’ın kabinede yapmış olduğu son değişiklikler, toplumun muhalif kesimlerinde olduğu gibi, devrimci güçler içinde de tartışılan bir konu haline geldi.
Sorunun bu denli gündemleşmesinin asıl nedeni, özellikle Adalet Bakanlığına atanan kişinin, iktidarın yürütmüş olduğu çok yönlü devlet terörünü yargısal cephede pervasızca uygulamasıdır. Hiç kuşkusuz, böylesi halk düşmanı faşist kişilerin yetki alanlarının genişlemesi, devlet terörünün genişleyerek devam etmesi anlamına gelir.
Dolayısıyla yapılan atamalardan hareketle, her türden toplumsal muhalefete (buna burjuva muhalefet de dahil), ilerici ve devrimci güçlere karşı devlet terörünün giderek tırmanacağı öngörüsü, gerçekle uyumludur. Zira, görünen o ki, yeni dönemde iktidar sahipleri baskı, sömürü ve zulüm politikalarını uygulamada çıtayı daha da yükselteceklerdir. Bunun asıl nedeni de, dünya, bölge ve ülkedeki gelişmelerdir.
ABD emperyalizmi, uluslararası ilişkilerde kâğıt üzerinde de olsa var olan kurumları, hukuksal işleyişleri gün geçtikçe hiçleştiriyor. Ve bu uygulamalarla toplumun geniş kesimlerine, haydutlar hukukuna biat etme ve buna uygun yaşamlarını sürdürmeyi dayatıyor. İnşa edilmeye çalışılan düzen bu. Bu düzene yapılan her itiraz ise “suç”.
Emperyalizm işbirlikçisi TC gibi, faşist iktidarlar ise uluslararası planda bu politikaları uygulamada yeterli güce sahip değil. Böle olduğu için de bölgesel bir güç olma etkinliğine süreklilik kazandırmak için de öncelikle “iç cephenin güçlendirilmesi” gerekiyor. İç cephenin güçlendirilmesi demek, iktidarın uygulamalarına itiraz eden herkesin susturulması demektir.
Genel manada kapitalist emperyalist sistem ve bu sistemle bağlantılı tüm gerici-faşist devletlerin başvurdukları her türlü anti-demokratik uygulama, sistemin sınıfsal niteliğinden, ekonomik-siyasal krizden bağımsız değildir.
An itibariyle bu uygulamaların ülkelere göre farklılık arz etmesi, yaşanan krizin etki düzeyinde, ülkelerin ekonomik ve askeri olarak sahip oldukları güçte ve stratejik konumlarında gizlidir. Emperyalist savaş tehlikesinde baş kışkırtıcı, bölgesel düzeyde güç sahibi ve emperyalizmin tetikçisi olan kimi faşist iktidarların böylesi süreçlerde daha pervasız, ahlaksız ve kuralsız politikalar izlemeleri şaşırtıcı değildir.
Günümüzde faşist koalisyon iktidarı, içte ve bölgesel bazda bu eksenli bir politika izlemektedir. “İç cepheyi güçlendirme” çağrısı, iktidarın bu karşı devrimci politikalarına uyum-yedeklenme çağrısıdır. Bu çağrıya hangi gerekçelerle olursa olsun, uymayan herkes “hain”dir. “Hain”leri, her türlü gayri insani muameleye tabi tutmak ise “milli ve manevi değerlere” uygundur!
Güncel olarak da toplumun en geniş kesimleri, bu eksende şekillendirilmeye çalışılıyor. Bunun için yalnız yalan ve karşı devrimci propaganda araçlarına başvurulmuyor; en az onlar kadar devreye sokulan diğer “şey” de faşist terördür.
Egemen güçler, devreye koydukları zor aygıtlarıyla toplumsal muhalefeti sindirme konusunda belli bir avantaj sağlamış durumdadır. Bu, ne yazık ki, değişime olan inancı da sarsmaktadır. Devrimci saflarda da bu türden olumsuz düşünceler gelişebilmektedir. Bu düşüncelere kaynaklık eden esas faktörler, kitlelere ve kendi gücüne duyulan güvensizliktir. An itibariyle sınıf düşmanlarımızın sahip olduğu taktik üstünlüğe, stratejik bir misyon yükleme yanılgısıdır.
Mevcut nesnel güçler bakımında var olan durumu objektif olarak tahlil etmek doğrudur. Ama devrimin kaçınılmazlığı, enternasyonal proletaryanın özgür bir gelecek yaratma yürüyüşü hakkında kuşku doğuracak hiçbir yaklaşım, kabul edilemez.
Her devrimci özne aşağıdaki tarihsel değerlendirmelerden öğrenmelidir: “Bütün devrimcilerin devrimci olmalarındaki başlıca nedenin, tarihi açıdan düşmanı küçümseme, mücadele etme ve zafer kazanma cesaretini göstermeleri olduğunu belirtmiştik. Şimdi de ekleyelim ki, aynı biçimde, tarihteki bütün başarılı devrimcilerin başarılı olmalarının nedeni, yalnızca düşmanı küçümseme cesaretini göstermiş olmaları değil, aynı zamanda, her özel meselede ve her belirli mücadelede düşmanı ciddiye almaları ve ihtiyatlı bir tutum takınmalarıdır.” (Leninizm ve Modern Revizyonizm, ÇKP Belgeleri, s. 161-162)



