
İşçilerin, emekçilerin, ezilen dünya halklarının ve ulusların, emperyalist saldırganlığın, faşist terörün yarattığı yıkım ve yoksulluk cenderesi içinde yaşamlarını sürdürmeye çalıştıkları bir süreçten geçiyoruz.
Emperyalistler ve suç ortakları, hala yaratıkları bu gayri insani tabloya meşruluk kazandırmak için yalana, aldatıcı politikalara başvurmadaki ısrarlı tutumlarını sürdürüyor. En kötü olan da bu yalan ve aldatıcı politikaların sokaklarda bir karşılık bulmasıdır.
Elbette ki, geniş emekçi yığınlar, yaşadıklarından-pratik tecrübelerinden hareketle istenilen düzeyde olmasa da, bu burjuva egemenlik sisteminin baskı ve sömürü düzenine tepki duyuyorlar. Ancak bu tepki, an itibariyle örgütlü bir güce dönüşmediği için, hak ve özgürlük mücadelesinde henüz somut sonuçlar ortaya çıkarmaktan uzak. Bunun için, kitlelerin kendiliğinden açığa çıkan bu öfkesini birleştirerek, sistem dışı mücadele taktiklerini devreye sokacak alternatif devrimci bir seçeneğe ihtiyaç vardır. Devrimci ve komünist güçlerin kolektif bir akılla asıl odaklanmaları gereken ana nokta da bu olmalıdır.
Mevcut nesnel koşullar her fırsatta bu yolda yürünmesi gerektiği gerçeğini bize dayatıyor. Kabul etmeliyiz ki, sınıf mücadelesi açısında koşulların daha da ağırlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Dünyada emperyalist güçler arasındaki hegemonya mücadelesi giderek kızışıyor.
Bu nesnel durumdan kaynaklı olarak bölgesel düzeyde çatışmalar yaşanıyor. Kimi ülkelerde egemen güçler bu durumu fırsat bilerek “iç cepheye sağlamlaştırma” yalanlarıyla, geniş emekçi yığınları iktidara yedekleme çabası içinde.
Bu duruma itiraz eden her aykırı ses, devrimci demokrasi mücadelesi iktidarın faşist terörüyle yüzleşiyor. Bu kapsamlı saldırılar aynı zamanda ırkçı-milliyetçi düşüncelerin daha geniş toplumsal kesimleri etkisi altına almasını kolaylaştırıyor. Birçok gelişmiş kapitalist ve emperyalist ülkedeki faşist partilerin giderek güç kazanarak iktidar ve hükümet koltuklarında kendilerine yer bulmaları, yalnız gelişmekte olan tehlikeye değil, aynı zamanda bu tehlikeye karşı mücadelede görevlerimizin somutlanarak pratiğe dönüşmesi gerektiğine işaret ediyor.
Dünyada, bölgede ve yaşadığımız coğrafyadaki gelişmeler, devrimci ve komünist güçlerin önüne alternatif devrimci bir seçenek yaratma perspektifiyle devrimci kitle çalışmasında yoğunlaşma görevini koyuyor. Bu acil görevi gözardı ederek, kendi hayal dünyamızda somut durumla uyumlu olmayan görevler belirlemek, boşa kürek çekmektir.
Faşist Türk devletinin Osmanlı’dan devir aldığı her türlü hile-entrika ve zulüm politikalarıyla her şeyi tekleştirmeye, itaat kültürünü bir yaşam tarzına dönüştürmeye çalıştığı bir süreçte, baş eğmeyerek direnmek, biraraya gelerek büyük kuvvetler oluşturmak acil bir görev olarak karşımızda durmakta.
Bu görevi asgari düzeyde yerine getirmek için kolektif bir akla ve bu aklın yön verdiği devrimci militan bir pratiğe ihtiyaç vardır. Bu anlamıyla birçok devrimci hareketin biraraya gelerek, ortak çözümler noktasında fikir alışverişinde bulunması oldukça değerli ve anlamlıdır. Bu tür çabaların başarılı pratiklerle neticelenmesi, tartışma sürecine katılan her hareketin grupsal kaygılardan önce, halkın ve devrimin çıkarlarını öncelemesiyle mümkündür. Farklılıkları değil, ortak noktaları ön plana çıkarma sorumluluğuyla hareket etmek gerekir.
Devrimci saflarda bu yönlü sağlanacak her olumlu gelişme kolektif bir akılla önümüze koymuş olduğumuz görevlerin somutluk kazanmasına ve devrimci kitle çalışmasını özgüvenle yürütmemize katkı sunar. Bunun işaretlerini devrimci güçlerin ortak yürütmüş olduğu kampanyalarda görmek mümkündür.
Devrimci mücadele açısından değer taşıyan bu mütevazı adımları geliştirmek halka ve devrime karşı taşıdığımız sorumluluğumuzun bir gereğidir. Çünkü anti-emperyalist, anti-faşist mücadelede en geniş kesimleri biraraya getirip harekete geçirmek görevimizin ta kendisidir. Kısacası ortak çalışma, ortak hareket etme derken, emperyalist saldırganlığa ve faşist teröre karşı birleşik devrimci bir mücadeleden söz ediyoruz. Bu mücadele, kolektif düşünmeyi, iradi bir müdahale ile mücadelenin her alanında ortaklaşılan noktalar üzerinde ortak hareketi örgütlemeyi içerir.



