GüncelMakaleler

SENTEZ | Hakim Sınıf Klikleri Arasında İktidar Dalaşı

"Mevcut rejim korku ve kaosla varlığını devam ettirmektedir. Faşizmin baskıları ve çözülmeyen sorunlar ve çelişkiler geliştikçe AKP-MHP ittifakına karşı ülke halkında tepki ve öfke de oluştu"

Türkiye’nin mevcut durumu düzelmediği gibi sorunların, çelişkilerin, baskı ve zulmün daha katmerli hal aldığı bir dönemdeyiz.

Ekonomi başta olmak üzere tüm sorunların külfeti çeşitli ulus, milliyet ve inançlardan emekçi halka çıkarılmaktadır. Sömürülen ve ezilen sınıflarla birlikte Kürtler, Aleviler, devrimciler ve tüm muhalif kesimler üzerindeki sınıfsal, sosyal ve politik baskı ve yaptırımlar giderek üst boyutlara tırmandırılmaktadır.

Bir başka deyişle ekonomik, sosyal ve siyasal alanda sistemin halka ve muhalif kesimlere reva gördüğü faşizm katbekat çok daha keskin hal almış durumdadır.

Bunun sonucu mevcut sistem ekonomik, sosyal, siyasal olarak bir çöküş içindedir. Mevcut durumdan bir türlü çıkamayan -MHP desteğine rağmen- AKP yönetimi sistemin ve rejimin sömürü ve baskı mekanizmasını daha sancılı yapıya büründürmüştür. Yasama-yargı-yürütme kurumları burjuva normlara göre bile çoktan lağvedilmiş durumdadır. Kişiler adeta mizahi benzetmeyle ‘gözünün üstünde kaş var’ gerekçesiyle tutuklanmakta, şiddete uğramakta ve hapishaneye konulmaktadır. Toplum üzerinde baskı, korku, kaos, şiddet bu denli tırmandırılarak rejim ayakta tutulmaya çalışılmaktadır.

Mevcut dönemde ezen ve ezilenler arasındaki çelişkiler girdabı daha derinleşmiştir. Sınıflar arası ve ezen ve ezilenler arasındaki sorunlar ve çelişkiler daha agresif boyutlara tırmanmış haldedir. Bunun sonucu “üsttekiler” ile “alttakiler” arasındaki sınıfsal ve sosyal mesafe iyice açılmış durumdadır. Daha net bir ifadeyle ezen ve ezilenler ve sömüren ve sömürülenler arasındaki çelişkilerin daha kızıştığı, daha keskin hal aldığı bir dönemeçte bulunuyoruz.

Sömüren ve sömürülenler, ezen ve ezilenler arasındaki çelişkiler dışında, hakim sınıf klikleri arasındaki çelişkilerin de keskinleşmesi söz konusudur. Nitekim CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBBB) Ekrem İmamoğlu’nunda aralarında olduğu yaklaşık 50 kişinin tutuklanması bunun pratikteki göstergesidir. Bu çelişki, giderek işçi sınıfının, emekçi halkın ve üniversite öğrencilerinin sisteme yönelik tepkilerini pratiğe yansıttığı eylemlere dönüşmüştür. Egemen sınıfların kendi aralarındaki çelişkilerle beraber, hakim sınıf klikleri arasındaki çelişki, devlet aygıtı ile sömürülen ve ezilen halk kesimleri arasındaki çelişkinin dışa vurumunu beraberinde getirmiştir.

Bugünü Hazırlayan Son Çeyrek Yüzyıl

AKP, bizzat ABD emperyalizminin sevk ve idaresinde dönemin Milli Görüş geleneğinin lideri Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Refah Partisi’nden 14 Ağustos 2001 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kadroların ayrılmasıyla kuruldu.

AKP, 2002 seçimlerinde de ABD ve AB emperyalistlerinin desteğiyle tek başına hükümet kurdu. ABD’nin neoliberalizm, küreselleşme politikalarıyla uluslararası alanda jeopolitik duruma müdahale ettiği, yarı sömürge pazarları yeniden şekillendirdiği bir dönemde yönetime geldi. Yıpranan bir önceki ANAP-MHP-DSP hükümet koalisyonunun yerine piyasaya sürüldü ve hükümet kurması sağlandı.

Önceleri hem dış politikada hem iç politikada emperyalistlerin ve Türk hakim sınıflarının çıkarları ve politikalarında uyum ön plandaydı. Bunun sonucu AKP giderek devlet kademelerinde etkin olmaya başladı. Perde arkasında yönetimi paylaştığı Fethullah Gülen Cemaati ile uluslararası alanda ABD’nin “Ilımlı İslam” politikasını Türkiye’de uygulamaya koydu. Bu politika 11 Eylül 2001 saldırılarıyla uluslararası alanda selefi cihatçı İslamcı hareketlerin piyasaya sürüldüğü dönemde emperyalistler tarafından AKP üzerinden yürürlüğe konuldu. Tüm dünya çapında dini motifli politikalarla sürece müdahale etmek isteyen ABD, bunu Türkiye ve Orta Doğu’da AKP üzerinden yerine getirmek istedi.

Önceleri görece uyum içerisinde olan devlet kademesi içinde süreçle birlikte giderek çelişkiler ve çatlaklar oluşmaya başladı. Önce Milli Güvenlik Kurulu (MGK) içinde anlaşmazlıklar ve ayrışmalar gündeme geldi. 20 Mart 2003’te Irak’a saldıran ABD emperyalizmi, Türk ordusunun da Irak işgaline katılmasını istedi. Ancak TBMM’de yapılan tezkere oylamasında Irak işgaline katılım için yeter sayıda oy çıkmadı.

ABD’nin Orta Doğu politikasında baş gösteren bu durumun devamı üzerine, ABD Başkanı W. Bush, dönemin TSK’nın generalleri ve subaylarının tasfiyesini dayatmıştır. Ordunun ve diğer devlet kurumlarının dönemin konjonktürüne ve jeopolitik duruma göre yeniden dizayn edilmesini istemiştir.

5 Kasım 2007 tarihinde dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arasında yapılan görüşme gerginliği daha artırdı. Böylece Erdoğan hükümeti tarafından ABD’nin direktifiyle ve desteğiyle 2006-2008 tarihinin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’a ve sonrasında 2008-2010 tarihlerinin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a ve yandaşları olan generaller ve subaylara tavır alınmıştır.

11 Şubat 2010 tarihinde 163 subay tutuklanmıştır. Kamuoyunda “ordudan Kemalistlerin tasfiyesi” olarak tartışılan bu tutuklamalar sonrasında, TSK içinde komuta kademesine Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından, Fethullah Gülen Cemaatine mensup general ve subaylar orduya yerleştirilmiştir. Böylece MGK ve TSK dönemin “Ilımlı İslam” politikası ve Büyük Ortadoğu Projesine tekabül eden yapıya büründürüldü.

Önceleri birbirleriyle uyum içinde olan ve anlaşan Tayyip Erdoğan Hükümeti ile Fethullah Gülen Cemaati arasında da çelişkiler ve sorunlar gündeme gelir. Devlet aygının kontrolünde daha etkin olma niyet ve çabaları 2010’dan sonra giderek öne çıkar. Aralarındaki sorunlar ve çıkar kavgası sonucu bir dönemler birlikte uyum içinde olan klikler giderek birbirlerine karşı hasım olurlar.

Nitekim 17-25 Aralık 2013 tarihinde Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen devlet kademelerinde birbirlerini hedef alırlar. 17 Aralık 2013 tarihinde Fethullah Gülen yanlısı savcı ve mahkemeler tarafından açılan davalar, başlatılan gözaltı, tutuklama kararları ile yapılan operasyonlar sonucu, dönemin 61. Hükümeti’nde yer alan dört bakan, bakan çocukları, iş insanları, banka müdürleri, bürokratlar, çeşitli kamu görevlileri vb. kişiler hakkında soruşturma kararı alınır.

Bu soruşturma rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, kaçakçılık vb. iddialar üzerinde yapılır. Bir hafta sonra Tayyip Erdoğan soruşturmayı yürüten savcıların, mahkeme hakimlerinin, şube müdürlerinin, emniyet mensuplarının görev yerlerini değiştirir ve sonra onları görevden alır. Devletin kademelerini Fethullah Gülen etkisinden arındırır. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yapısında değişikliğe gider. Yerine kendine yakın kişileri atar. Böylece 17-25 Aralık Yolsuzluk Soruşturma girişimine karşı tavır alır.

Devlet iktidarını tam denetime alma mücadelesinde iki İslamcı kliğin mücadelesi önce 15 Temmuz 2016’da Fethullah Gülen Cemaatinin darbe girişimine ardından da 20 Temmuz 2016’da AKP hükümetinin karşı darbesine yol açar. Önce Fethullah Gülen yanlısı olduğu iddia edilen bir grup asker tarafından, “Yurtta Sulh Konseyi” adı altında yönetime el koymak istendi.

Ancak bu darbe başarıya ulaşamadı ve 20 Temmuz tarihinde Tayyip Erdoğan’a biat eden asker ve bürokrasi tarafından “Allahı’ın bir lütfu” ilan edilerek, darbe içinde yer alan general ve subaylar, Erdoğan’la hareket eden diğer generaller ve subaylar komutasında karşıt hamleyle bastırıldı. Ve Fethullah Gülen yanlısı bazı generaller ve subaylar tutuklanıp, hapishaneye kondu. Devletin diğer kademeleri de Fethullah Gülen yanlısı sivil kesimlerden arındırılmış, yerlerine Erdoğan’a yakın kişiler yerleştirilmiştir.

Bu darbe girişimi bahane edilerek devlet kademelerinde, sadece Fethullah Gülen yanlıları değil, muhalif ilerici demokrat kesimlerde üniversitelerde, çeşitli kurumlarda yer alan görevliler tasfiye edilmiştir. Ayrıca “Olağanüstü Hal” ilan edildi ve “Kanun Hükmünde Kararname” (KHK) kisvesiyle Cumhurbaşkanına tüm muhalif kesimleri hedef alan yasalar çıkarma ve düzenlemelere gitme yetkisi verildi. Böylece bu darbe aynı zamanda Kürtleri, devrimcileri, işçileri, tüm muhalif kesimleri hedef aldı. 200 bin kişi işten çıkarıldı. Binlerce kişi hapishanelere kondu. Kısacası KHK’lar üzerinden baskı, yaptırım ve saldırılar katmerli boyutlara tırmandırıldı.

Devlet kademesindeki iktidar kavgası sadece AKP-Fethullah klikleri arasında değildi. Aynı zamanda AKP-CHP arasındaki çelişkiler de devam ediyordu. Devlet kademelerinin önemli yerlerinin AKP tarafından dizayn edilmesi sonucu, CHP’nin bazı devlet kademelerindeki etkinliğini zayıflattı. Ordu içinde Kemalist doktrin ve Türk-İslam sentezi tümden yok edilmedi. Lakin, din unsuru AKP denetiminde daha öne çıkarıldı. Bunun sonucu “laik”, Kemalist generaller ve subayların tasfiyesine gidildi. Yerlerine kendi denetimlerinde olan subayları yerleştirdiler ve etkinlik oluşturdular.

Yine CHP’nin Kemalist doktrinine göre işlerliği olan yargı kurumları da AKP ve -daha sonra- MHP’nin etkisi altına alındı. Kısacası yasama, yargı ve yürütme kurumlarında göstermelik de olsa var olan “kuvvetler ayrılığı” AKP ve MHP koalisyonu tarafından tümden lağvedildi. Açıktan AKP ve MHP’nin organları halini aldı.

Elbette ki bu AKP ve MHP’nin devamlı aynı etkinliği devam ettirecekleri anlamına gelmez. Nitekim günümüzde AKP-MHP kliği günümüzde ciddi boyutlarda yıpranmış, aşınmış durumdadır. Hakim oldukları devlet kurumlarını yönetmekte, sevk ve idare etmekte zorlanmaktalar. Nitekim AKP-MHP ile CHP arasındaki klik çatışması günümüzde giderek keskin boyutlara tırmanmaktadır.

AKP (Erdoğan)-CHP (İmamoğlu) Kapışması

Çeyrek asra yakın işbaşında olan AKP Hükümeti, günümüzde devleti geçmişe kıyasla yönetmekte zorlanmaktadır. Nitekim hükümeti kurduğu ilk dönemler daha rahat yönetmekteydi. Seçimleri daha rahat kazanmakta ve tek başına ülkeyi yönetmekteydi. MHP desteğine ihtiyaç duymadan tek parti olarak hükümet oluşturmaktaydı.

Ancak 2013-2015 yılında AKP-Kürt Ulusal Hareketi arasındaki “çözüm süreci”ne son veren AKP, 7 Haziran 2015 yılında yapılan seçimlerde tek başına hükümet oluşturamadı. Ve seçim sonuçlarını tanımadı. Erken seçim kararı alındı. Bunun üzerine 1 Kasım 2015’te yapılan erken seçimler sonrası, AKP ve MHP yakınlaştı. Ve 15-20 Kasım 2016 darbe girişimi sonrası ilişkileri daha gelişti.

2017 yılında gerçekleştirilen referandumla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”yle, yürütme yetkisi ve görevi, cumhurbaşkanına verildi ve “Tek Adam Rejimi”ne geçildi. AKP, MHP’nin desteğiyle iktidarını tesis etti. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçiş ile AKP-MHP arasında “Cumhur İttifakı” kuruldu. Ve bu ittifak günümüze değin devam etmektedir.

Ancak bu süre içerisinde ülkenin sorunları çözülmediği gibi daha zorlu ve daha müzmin bir döneme girildi. Hem hakim sınıf klikleri ve politik temsilcileri arasındaki çelişki, hem de sömürülen ve ezilen sınıf ve katmanlarla olan çelişki giderek katmerli hal aldı. Nitekim TÜSİAD, önceleri hoşnut oldukları AKP ile son dönemlerde sorunları olduğunu belirtmiş, hükümete eleştirilerini yöneltmiştir. TÜSİAD-AKP çelişkisi dışa vurmuştur. Ülkenin girdiği çöküntü ile girdiği sarmal durum, hakim sınıfların en tepesindekileri bile tatmin etmez duruma gelmiştir. Nitekim bazı kompradorlar, yatırımlarını ülke dışında yapacaklarını vurgulamışlardır.

Diğer taraftan 9 Mayıs 1990 yılında -daha çok- ulusal burjuvazinin sağ kanadının temsilcisi olarak piyasaya çıkan ve AKP hükümetleri aracılığıyla palazlanan ve komprador burjuvazinin diğer kesimini temsil eden MÜSİAD ise AKP’yi savunmuştur. MÜSİAD, 15 Temmuz 2016 sonrası AKP’nin OHAL ve KHK’ları üzerinden daha fazla palazlanmış, Tayyip Erdoğan’ın yakın kesiminin de yer aldığı diğer komprador kanadı oluşturmuştur. Fethullah Gülen yanlısı bazı firmalar da kapatılmış ve onların sermayeleri MÜSİAD üyesi sermaye kesimlerine devredilmiştir.

Ayrıca günümüzde AKP-CHP arasındaki iktidar kavgası ve politik arenadaki çelişki de giderek tırmanmıştır. İşçi sınıfına ve tüm emekçi katmanlara, Kürt ulusuna, Alevilere karşı baskı ve tahakkümde, faşist yönetimin uygulanmasında -bazı nüanslar dışında- özünde birleşen bu düzen partileri arasındaki kavga, iktidarda ve devlet aygıtında etkin olma kavgasıdır. Aralarındaki çelişki ve girdikleri kapışma günümüz ülke konjonktüründe hayli tırmanmış durumdadır.

Nitekim bu durum gelecek seçimlerle ilgili faaliyetlerde kendisini göstermektedir. Bunun sonucu giderek oluşan teşhir ve artan tepki son seçimlerde AKP ve MHP’nin oylarında düşüşe neden olurken, CHP oyları nispeten artmıştır. Özellikle önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP adayı E.İmamoğlu’nun seçimi kazanma ihtimali yüksek görünmektedir. T.Erdoğan’ın ise E.İmamoğlu karşısında kazanma ihtimali giderek düşmektedir.

Bunun sonucu önümüzdeki dönemin meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça aralarındaki kapışma iyice raydan çıkmış durumdadır. Öyle ki, T.Erdoğan’ın emri üzerine CHP adayı E.İmamoğlu seçimlerden tasfiye edilmek istenmektedir. Bunun sonucu geçersiz diploma iddiası ve isnat edilen suçlamalar ile E.İmamoğlu tutuklanmıştır.

Kitlelerin Mücadelesi Ve Devrim Perspektifi

Ancak bu tutuklama ile ülke karışmış durumdadır. Yapılan İstanbul mitingleri sonrası ülkenin dört bir yanında kitleler sokaklara dökülmüştür. E.İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı sokaklarda protesto gösterileri yapıldı. Ve bu gösteriler devam ediyor.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı oluşan bu tepki, İmamoğlu’nu ve CHP’yi de aşarak AKP-MHP yönetiminin ülke yönetimine, yoksulluğa, işsizliğe, pahalılığa, siyasi baskılara, geleceksizliğe yönelik tepki içeren gösterilere, hareketlere dönüşmektedir. Özellikle eyleme katılan üniversite öğrencileri attıkları sloganlarla açıktan bunu yansıtmaktadır. İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı duyulan tepki, beraberinde yılların artan sömürüsü, köhnemiş eğitim sistemi, faşist diktatörlüğün artan baskı ve tahakkümü sonucu kitlelerde ve öğrencilerde iktidara ve düzene karşı oluşan tepkinin dışa vurumudur aynı zamanda!..

Mevcut sistem ve yönetime duyulan öfkenin pratiğe dökülmesidir!..

Ülkemizin nesnel durumu bu politik atmosferi yaratmış durumdadır. Ülkede sömürü, yoksulluk ve işsizlik hızla üst boyutlara tırmandı. Türkiye tarihi belki de sömürünün, yoksulluğun, açlığın en üst düzeyde yaşandığı döneme girdi. Beraberinde faşizm de en üst düzeye tırmandı. Kürtleri, Alevileri hedef alan baskılar, saldırılar, katliamlar, tüm siyasi baskı ve yaptırımlar had safhaya tırmandırıldı. Mevcut rejim korku ve kaosla varlığını devam ettirmektedir. Faşizmin baskıları ve çözülmeyen sorunlar ve çelişkiler geliştikçe AKP-MHP ittifakına karşı ülke halkında tepki ve öfke de oluştu. Bu durum kendisini ülkenin en eski burjuva partisinin cumhurbaşkanı adayının tutuklanmasında da kendisini gösterdi…

Elbette ki CHP düzen partisidir. Sınıf bilinçli proletaryanın perspektifiyle desteklenebilecek bir parti değildir. Devletin kurulmasında rol alan ve devletin faşist doktriniyle donanan, politik arenada günümüze değin var olan CHP, uzun dönem muhalefette olduğu için toplumun tepkisini ve öfkesini kendi manyetik alanında tutmuştur. Burada komünistlere, devrimcilere düşen rol kitleler içinde aktif olarak yer almak ve devrim perspektifiyle “muhalif” burjuva kesimden koparmak ve örgütlemektir.

Kaldı ki, kitlelerin talepleri ve attıkları sloganlar bunun öznel koşullarının günümüzde daha olgunlaştığını göstermektedir. Devrim perspektifiyle işçi sınıfı içinde, sendikalarda, öğrenci kesim içinde, mahalle ve semtlerde; kısacası tüm alanlarda daha aktif yer alınmalıdır.

Günümüz koşulları bu görevi emretmektedir!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu