EmekGüncel

SÖYLEŞİ | “Birleştiğiniz Zaman Kazanamayacağınız Hiçbir Şey Yok!”

Yapı Yol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Adnan Akyol ile konuştuk. Akyol, direniş özelinde inşaat işçilerinin yaşadıklarını ve bunların tüm Türkiye’deki inşaat işçilerinin ortak sorunları olduğunu dile getirdi.

Eskişehir’de ücret gaspına uğradığı için hak arayan işçiler, tehdit ediliyor. Ilgazlar İnşaat tarafından hakları gasp edilen ve 3 gündür eylemde olan Yapı-Yol-İş Sendikası üyesi işçiler, direnişlerine devam ediyor.

Bu süreci Yapı Yol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Adnan Akyol ile konuştuk. Akyol, direniş özelinde inşaat işçilerinin yaşadıklarını ve bunların tüm Türkiye’deki inşaat işçilerinin ortak sorunları olduğunu dile getirdi.

– Ilgaz İnşaat’ta işçileri direnişe götüren süreci aktarır mısınız?

– Ilgazlar İnşaat’ta yaşanan problemler son zamanlarda, daha doğrusu her zaman inşaat işçisinin yaşadığı problemler. Burada ne yaşadıysak bütün Türkiye’de de bunlar yaşanıyor. Her gün kendi yasal hakkı olanı bırakın, insan olmasından kaynaklı, emekçi olmasından kaynaklı hakkı olanı bile eylemle kazanmak zorunda kalıyor.

İşçilerin ücretlerini ödemiyorlar, kötü şartlarda çalıştırıyorlar ve böylece sadece işçiye, emekçiye karşı değil, devlete karşı da suç işliyorlar. Örneğin bugün 1.5-2 milyona yakın inşaat işçisi var, o da resmi rakamlara göre. Fakat bunların yüzde 95’inin asgari ücretten sigortaları yatırılıyor. Hem devletten vergi kaçırıyorlar hem de işçilerin haklarını gasp ediyorlar, geleceklerini çalıyorlar.

Bir örnek vereyim; iki ay önce 72 yaşında bir inşaat işçisi, sırf asgari ücretten sigortası yatırıldığı, emekli olduğunda en düşük maaşı almak zorunda kaldığı için çalışmak zorundaydı ve bu esnada çatıdan düşüp öldü.

Çalışma koşullarının kötülüğünden, her gün en az üç -o da bilinen- inşaat işçisi ölüyor bu ülkede. Hele hele deprem bölgesinde o inşaatların hızlıca, acele bitirilmesinin istenmesinden kaynaklı daha fazla inşaat işçisi ölüyor. Koğuşları yanıyor ya da…O kadar kötü, o kadar vurdumduymazlar ki!

Bakın, Çalışma Bakanlığı diye bir bakanlık var bu ülkede ama çalışmıyor maalesef. Yani denetleme yok. Denetlemek için gelenler de firmanın genel merkezinde çay içmeye geliyorlar.

Kötü koğuşlarda kalıyoruz. Bir tahtakurusu meselesi örneğin, bütün ülkedeki şantiyelerde var, bir türlü çözemediler. Aslında çözemediler yanlış bir kelime, çözmek istemiyorlar çünkü bununla ilgilenmiyorlar bile. İş güvenliği zaten sıfır, barınma koşulları çok kötü. 1.000 kişilik şantiyeye 10 adet, bilemediniz en fazla 20 adet duş-banyo koyuyorlar. Toprağın, tozun toprağın içinde… Ben de mermer ustasıyım, çok iyi bilirim.

Sendika başkanıyım ama mermer ustasıyım, hala da peyderpey çalışıyorum. Duş almadan, o üstündeki tozu atmadan yatmak ve ertesi gün işe o şekilde gitmek zorunda kalıyor çoğu arkadaşımız.

Bu problemler bütün şantiyelerde var, daha birçok şey sayabiliriz. Ama maalesef biz en ufak bir hak arama söz konusu olduğunda saldırıya maruz kalıyoruz hatta bize patronlar saldırdı ki, bu da öldürmeye teşebbüstü aslında.

Özellikle son zamanlarda TOKİ şantiyelerinin hepsinde maalesef taşeronlar mafyalaşmış bir vaziyette. İşçileri döverek şantiyeden attıklarını biliyoruz.

Ya da gecenin bir yarısı işten çıkardıklarını söyleyip, hiç haberi olmadan çıkışlarını verip, sabah polis nezaretinde dışarı atıldılar. Fikirtepe’deki bir şantiyede oldu mesela bunun örneği. Polis nezaretinde kapının önüne atıyorlar. Ve maalesef o gelen polis “bizim işimiz değil” deyip aslında hiç sormadan, soruşturmadan, sırf firmalar söyledi diye işçiyi yaka paça kapının önüne atabiliyor. Böyle bir ülkede yaşıyoruz maalesef ve bunların yaşandığını herkes biliyor.

 Mücadele etmekten başka yol yok!

Patronların her geçen gün daha pervasız ve daha saldırgan bir tutum sergilemelerinin nedeni nedir sizce?

– Bunun bence iki sebebi var. Birincisi; bu cesareti yönetenlerden alıyorlar. Burası kesin. Birkaç tane örnek vereyim: Torunlar Şantiyesi’nde 11 işçi öldü. Biz oradaydık o kaza, cinayet olduğu zaman. Bir tane tutuklu yok! Bakın Avrupa’da iki tane işçi ölsün o firma bir daha iş yapamıyor.

Başka bir örnek, 11 işçiyi çadırda yakarak öldürdüler. Bir sene sonra o firmaya “en iyi girişimci” ödülü verdiler. Buralardan alıyorlar bu cesareti. Çünkü onlara kimse bir şey yapmıyor.

Bu ülkedeki bütün TOKİ şantiyelerinde ve şantiyelerin yüzde 95’inde vergi kaçırılıyor. Asgari ücretten sigorta yatırıp vergi kaçırıyorlar. Bakın bu az bir şey değil! 1.5-2 milyon inşaat işçisinden kaçırdıkları vergiyi bir hesap edin!

Biz defalarca, her basın açıklamasında söyledik: Bu bir suç duyurusudur. Gidin basın gırtlağına, çünkü sizin işiniz bu, Maliye Bakanısın sen ya! Git bunları denetle, cezasını kes. İki sebepten birincisi bu. Bunlardan cesaret alıyor bu firmalar maalesef.

İkinci sebebi de biraz kendimize yontuyoruz, işçi sınıfına, işçi arkadaşlarımıza… Maalesef bir türlü birleşmeyi beceremiyorlar. Çünkü asıl gücün kendileri olduğunun farkında değiller. Birleştikleri zaman ne yapacaklarının farkında değiller. Onları güçlü görüyorlar ama bizim daha güçlü olduğumuzun farkında değiller.

Birleşebilsek, bunlara itiraz etmeyi, isyan etmeyi başarabilsek… İsyan etmekten kastım şu değil (çünkü öyle yapıyor herkes bu ülkede); evinde veya kahvede arkadaşlarıyla sohbet ederken bol bol isyan etmek… Birlikte mücadele etmek, sokağa çıkmaktan başka şansımız yok. Bunu yaptığımızda zaten patronlar bu cesareti bulamayacaklar da…

Çünkü istedikleri kadar güçleri olsun, istedikleri kadar vurdumduymaz olsunlar, işçiler yumruğunu masaya vurmaya başladığı zaman onların yapabileceği hiçbir şey yok. Öyle bir an geldiğinde patronlardan birinin sırtına çimento torbasını verip beş kat çıkartacağım, bize yaptıklarını yapacağım.

“Ne yapıyorsak haklıyız çünkü meşru mücadele hakkımızı kullanıyoruz!”

– Son olarak ne söylemek istersiniz?

– Bize düşen en büyük görev şu: Bazen işçiler dönüp soruyorlar; “Şunu yapsak yasal mı, bunu yapsak yasal mı?” Bizim sendika olarak her zaman tavrımız şu oluyor: İşçileri iliklerine kadar sömürürken, işçileri böcek gibi görürken, köle muamelesi yaparken hiçbir yasayı tanımayanlara karşı, biz de onların yasasını tanımıyoruz. Zaten bizler yapmadık o yasaları, patronlar yaptı.

Patronların yaptığı yasayı tanımamak gerektiğini, bu yasaların tamamen onlardan yana olduğunu anlatmamız gerek. Bu yasaları yerle bir edip işçi sınıfının kendi yasasını ortaya koyduğu zaman kazanacağını anlatabilmemiz lazım. Böyle yapmaya çalışıyoruz direnişlerimizde. Her ne yapıyorsak meşru mücadele hakkımızı kullanıyoruz. İşçi olarak hakkımız, emeğimiz gasp ediliyorsa bizim de meşru mücadele hakkımız vardır, her türlü hem de. Onlar yasayı tanımıyor ki, biz niye tanıyalım?

Ben son olarak işçi arkadaşlara, bütün işçilere şunu söyleyeceğim: Gücünüzün farkına varın. Birleştiğiniz zaman yenemeyeceğiniz, kazanamayacağınız hiçbir şey yok. Ne zaman ki, biz kol kola gireceğiz, ne zaman ki işçi sınıfının yumruğunu bunların kafalarına vuracağız, bizden çaldıkları bütün serveti geri alacağız. O zaman insan gibi çalışıp insan gibi yaşamaya başlayacağız.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu