
Mitolojide İlyada Destanı’na konu olan, “Troya’nın Arka Bahçesi” olarak bilinen Çanakkale’nin Ezine ilçesindeki Araplar Boğazı, sanayi tesisleri ve taş ocaklarının ağır baskısı altında varoluş mücadelesi veriyor.
Evrensel‘den Özer Akdemir’in haberine göre, Kazdağları’ndan doğan ve antik çağda Skamander olarak anılan Karamenderes Nehri’nin hayat verdiği vadi, 1. Derece Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı statüsüne rağmen yoğun tahribatla karşı karşıya.
Bilimsel uyarı: Geri dönüşsüz zarar riski
Araplar Boğazı’yla ilgili 2025 yılında Journal of Anatolian Geography dergisinde yayımlanan bilimsel makalede, bölgenin karşı karşıya olduğu çevresel tehditler ayrıntılı biçimde ele alındı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Coğrafya Bölümü yüksek lisans öğrencisi Melek Sinan tarafından hazırlanan araştırma, boğazın sürdürülebilir bir yönetim modeli olmadan korunamayacağına dikkat çekiyor.
Mitolojik vadi sanayi kıskacında
Antik çağdan bu yana kültürel ve doğal bir koridor olan Araplar Boğazı, Troya Savaşı efsanelerinin geçtiği coğrafya olarak biliniyor. Vadi yamaçlarında ve yakın çevresinde açılan taş ve kireçtaşı ocakları ise bu tarihi dokuyu geri dönülemez biçimde tehdit ediyor.
Özellikle boğazın kuzeyinde, Ballı Höyük’ün hemen karşısındaki yamaçta açılan taş ocağının, arkeolojik sit alanının silüetini bozduğu ve tarihi kalıntılara doğrudan zarar verdiği belirtiliyor.
Sit alanında dinamitli faaliyet
“1. Derece Arkeolojik Sit” ve “1. Derece Doğal Sit” statüsüne rağmen, boğaz yamaçlarında dinamit patlatılarak madencilik yapılması dikkat çekiyor. Hektor, Paris ve Priamos’a ait olduğu düşünülen tümülüslerin bulunduğu alanda, kağıt üzerindeki koruma kararlarıyla sahadaki uygulamalar arasındaki çelişki giderek derinleşiyor.
Çimento fabrikası ve toz kabusu
Bölgedeki yıkımın başlıca kaynaklarından biri de sanayi tesisleri. Araplar Boğazı’na 2,5 kilometre mesafedeki Akçansa Çimento Fabrikası ve ona bağlı ocaklar, sulak alan üzerinde ciddi baskı yaratıyor.
Bu tesislerden yayılan yoğun toz; bitki örtüsünü kaplayarak fotosentezi engelliyor, su kalitesini düşürüyor ve arkeolojik kalıntıların yüzeyinde kalıcı kirlilik tabakaları oluşturuyor.
Canlı yaşamı alarm veriyor
Araplar Boğazı, Troya Tarihi Milli Parkı çevresinde kayıtlı 192 kuş türünün yanı sıra, tek başına 96 kuş türüne ve Türkiye’deki amfibi–sürüngen türlerinin yüzde 17’sinden fazlasına ev sahipliği yapıyor.
Ancak dinamit patlatmaları ve artan gürültü, yaban hayatını bölgeden uzaklaştırırken; yamaçlardan nehre taşınan moloz ve tortular su kalitesini hızla düşürüyor. Ölçümlerde elektriksel iletkenlik ve tuzluluk değerlerinin boğaz kesiminde ciddi biçimde arttığı, bunun da balık ölümleri ve ötrofikasyona yol açtığı tespit edildi.
“Bütüncül yönetim şart”
Uzmanlar, Troya efsanelerine ev sahipliği yapan bu eşsiz vadinin kurtarılması için acil önlem çağrısı yapıyor. Araştırmada, Araplar Boğazı’nın yalnızca sit sınırlarıyla değil; sanayi baskısını da kapsayan, yerel paydaşların dahil olduğu bütüncül ve sürdürülebilir bir yönetim planıyla korunması gerektiği vurgulanıyor.
Aksi halde binlerce yıllık tarih ve eşsiz doğanın, taş ocaklarının yarattığı tahribat altında yok olma riskiyle karşı karşıya kalacağı uyarısı yapılıyor.
Aeneas’ın izinde yok olan rota
Mitolojiye göre Troya prensi Aeneas, Troya Savaşı sonrası bu vadiden geçerek Kazdağı’na ulaşmış; ardından Antandros üzerinden Ege’ye açılarak Roma’nın kuruluşuna uzanan yolculuğunu başlatmıştı. Bu rota, Romalı şair Vergilius’un Aeneis destanında anlatılıyor ve bugün Avrupa Aeneas Kültür Rotası olarak tescilli.
Uzmanlara göre, bu mitolojik ve kültürel mirasın geçtiği coğrafya, sanayi baskısı altında sessizce yok oluyor.



