
Dünyanın her yerinde emperyalist savaş çığırtkanlıkları halklara yoksulluk ve katliam dayatıyor. Coğrafyamızda da son dönemde ABD başta olmak üzere emperyalistlerin vites arttırdığı işgal politikaları kendisini Suriye, İran ve Rojava üzerinden gösteriyor.
Faşist, gerici devletlere karşı isyan ve direniş bayrağını ise bu haksız savaş politikalarından katmerli şekilde etkilenen kadınlar taşıyor. İran’dan Rojava’ya, Suriye’den Hindistana kadar; kadınlar dünya halklarına dayatılan bu katliam ve sömürü düzenine karşı isyanı örgütlüyor, kadın özgürlüğüne giden yolda büyük fedakarlıklarla yaratılan kazanımlarını korumak için can bedeli mücadele veriyor.
Kadınların ve tüm ezilenlerin öfkesinden ve hak arayışından korkan hakim sınıflar iktidarlarını korkutmak için her türlü zor ve baskı aracına başvuruyor.
Böylesi bir siyasal atmosferde Ortadoğu’da ise emperyalistlerin kendi çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda kullandığı, eğitip donattığı HTŞ ve bir avuç cihatçı çete Halep’in Şêx Meqsud, Eşrefiye ve Benî Zeyd mahallelerinde kapsamlı bir saldırı başlattı.
Uzun bir süredir Kürt, Süryani, Dürzi, Arap Alevi halkları başta olmak üzere tüm ezilen milliyet, cins ve inançlara karşı saldırılarda bulunan cihatçı çeteler, binlerce sivili yerlerinden etti, onlarcası ise katletti. Kürt ulusunun en ufak demokratik kazanımlarını gasp etmeye çalışan Türk devleti, ABD emperyalizminin de desteğiyle bu katliamın başat aktörlerinden biri oldu. İşgal edilen mahallelerdeki cihatçı çetelerin kadınlara yönelik şiddet ve işkence görüntüleri, katledilen kadın gerillaların videoları, bölgedeki gerici güçlerin, cihatçı çetelerin kadınlar ve kadınların bedenleri üzerinde kurmaya çalıştıkları tahakkümün en somut göstergelerindendir. Sosyal medyada dolaşıma sokulan bu videolarla Kürt Kadın Hareketine, topyekün kadın mücadelesine ve kazanımlarına saldırmayı; kadınları korkutup sindirmeyi hedefliyorlar.
Aynı akıl, isyan eden İran halklarını katleden gerici molla rejiminin özellikle kadınlar üzerinde kurduğu tahakküm ve şiddette de kendini gösteriyor. Ancak Molla rejiminin ahlak polisleri, idam tehditleri, şiddeti kadınların ve halkların sokakları doldurmasını engelleyemiyor.
Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Güney Asya’ya dünyaya kan kusturan faşist devletler ve emperyalistler
tarafından en çok zarar gören kesimlerden biri yine kadınlar ve LGBTİ+lar oluyor. “Cinskırım” adı verilen erkek şiddetinin kadınları öldürmesi suçları, en çok gerici-faşist rejimin hakim olduğu ve emperyalist işgalin ve sömürgenin altında bulunan bu tür bölgelerde kayda geçmektedir.
Bu emperyalist işgallerde burjuva hukukunda dahi savaş suçu sayılan cinsel şiddet, emperyalist ordular tarafından “silah” olarak kullanılıyor. 2025’in Aralık ayında Zora aktivisti Anna, Ekim 2025’te düzenlenen Özgürlük Filosundaki aktivistlerin işkenceci siyonist İsrail askerleri tarafından alıkonulduklarını ve İsrail cezaevinde cinsel saldırıya uğradıklarını kamuoyuna açmıştı. Bu anlayış, TC’nin işkenceci polisinin İstanbul’da emperyalist ve cihatçı çete saldırılarını protesto eden kadınlara ve LGBTİ+lara gözaltında çıplak arama, cinsel şiddet ve homo/transfobi uygulamasıyla karşımıza çıkıyor.
Maskeler farklı olsa da suratlar aynı, kadın düşmanlığı baki.
Emperyalistlerin ve gericilerin güç ve çıkar savaşları yüzünden kadınlar ve LGBTİ+lar maruz kaldıkları işkenceye, şiddete ve baskıya karşı İran’da Rojava’da gösterilen iradeyi kuşanarak yaşam ve özgürlük için mücadele etmeye devam ediyor. Her bir coğrafyadaki kadınlar, İran’da ahlak polisinin katlettiği Jina Mahsa Amini’nin, Filistin’de ve Rojava’da düşen, dövüşen her bir kadın direnişçinin ve emperyalist-eril orduya karşı direnen tüm kadınların ve LGBTİ+ların ortaya koyduğu iradeyi örnek alarak özgür ve eşit yaşamı kurmak için mücadele ediyor.
Suriye’de, Rojava’da, Venezuela’da, İran’da ve dünyanın her yerinde emperyalist-erkek tahakküme maruz kalan tüm kadınların ve LGBTİ+ların direnişini selamlıyoruz. Dünyadaki tüm kadınlar ve LGBTİ+lar olarak bize kazandırdığınız öfkeyi isyana dönüştürerek yaşamda ısrarcı olmaya devam edeceğiz!



