
Yeni Demokrat Kadın, 25 Kasım’dan sonra İstanbul’da ardından da Ankara’da koordinasyon toplantıları yaparak düzenli buluşmalar gerçekleştiriyor. 8 Mart için “Emperyalist barbarlığa karşı göğün yarısı, zaferin tamamı bizim” şiarıyla başlatılan çalışma görünür olmaya başladı.
25 Kasım’ın ardından açığa çıkan enerjiyi örgütlülüğe çevirmek, çeşitli illerdeki dinamik kadın hareketliliğini değerlendirmek ve ileriye taşımak için önemli olan bu toplantılar, istikrarlı bir faaliyetin, kurumsal bir çalışmanın önünün açılması için önemli.
Erkek egemen devletin, kadın ve LGBTİ+lara dönük saldırıları her geçen gün artmakta. Gerek yasa yoluyla gerekse de fiili olarak kadınların haklarına, kazanımlarına dönük baskı politikaları her geçen gün ivmelenirken, erkeklerin kadınları katletmesi de “cezasızlık” politikaları ile desteklenmekte, her gün 6 kadın katledilebilmektedir.
Tüm bu saldırılar, başta genç kadınlar olmak üzere kadınlar cephesinden, geçmiş deneyimleri bugünümüzle harmanlayarak yanıtlanmaktadır. Genç kadınlar gerek aileleri gerek patriarkanın baskı ve kontrol mekanizmalarına karşı isyan ederek mücadelede daha fazla yer almaktadır.
Yeni Demokrat Kadın çalışmasında da bunun etkisi görülebilir. Genç kadınlar kimi zaman ailelerinin, kimi zaman kolluk güçlerinin tehditleri karşılaşmaktadır. Kimi zaman da “kadın-aile-ev” üçlemesinin çemberinde tutulmaya çalışılmaktadırlar.
Bu politikalara karşı bulundukları her yerde kadın, LGBTİ+ mücadelesinin bir parçası olma isteği, iktidarın çizdiği çemberin dışına çıkma isteğinin en yoğun olduğu kesim de genç kadınlardır. Kimi dönemler kadın ve LGBTİ+ ve genel olarak toplumsal sorun ve eylemlerde öne çıkmaları, sürükleyici bir rol oynamaları bu kesime yönelik saldırının boyutu ile ilgilidir.
Bizler de bu saldırı ve karşısındaki direnişi doğru anlamalı ve bu eksende bir politika oluşturabilmeliyiz.
Elbette ki çalışmalarımızda bu yönlü girişim ve adımlarımız vardır.
Örneğin YDK’nın son dönemdeki buluşmalarına genç kadınların katılımı, inisiyatif alarak örneğin dergimizi gerek yazılarıyla, gerekse şiir ve görselleri ile beslemeleri bu yaklaşımın hayat bulması için atılan ilk adımlar olması açısından değerlidir.
Hatta denilebilir ki, uzun sayılabilecek bir zamandır derginin çıkmamasına karşın kısa bir sürede genç kadın inisiyatifi ile alan açılması, derginin çıkarılması, politik-deneyimsel üretimlerin sahiplenmesi oldukça önemlidir.
İstikrar, çalışmamızın olmazsa olmazıdır!
“Kadın mücadelesinin neresindeyiz?” sorusunun güncel tutulması, hem kadın örgütlenmemizin hem de her kadın öznenin kendisine bu soruyu sorması, bu sorgulanmasının yapılması, verilecek yanıtlar etrafında mücadelenin yeniden geliştirilmesi bahsini ettiğimiz bu dinamik genç kadınların örgütlenmesi ve daha fazla görev alması için önem arzetmektedir.
Her kadın öznenin, kurumunun gelişen bu hareketliliğe karşı özne olma halini önemseyerek kendini yeniden ve yeniden örgütlemesi her dönem önemlidir. Ancak bu tür ileri adımlar özellikle 25 Kasım ve 8 Mart gibi tarihsel günlerle birleştiğinde daha da önemli olmaktadır.
Burada vurgu yapmak istediğimiz şey, tarihsel günlere sıkıştırılmış bir mücadele övgüsü değil, tarihle-deneyimle bugünün birleştirilmesi ve bunun üzerinden kalıcı, örgütlülüğe dönüşebilen, istikrarlı bir çalışmanın önemidir. Aksi durumda bazen ivmesini artıran bazen ise sönen bir faaliyetten kurtulmamız mümkün değildir.
Çalışmalarımızın üniversitelerden, genç kadınlardan semtlere, kadın işçilere kadar uzanması için istikrar gerekmektedir. Bu alanda profesyonel kadın faaliyetçilerin açığa çıkarılması, örgütlenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir. İşte bu zorunluluk gereği 8 Mart için koordinasyon toplantısından tutalım, çeşitli kadın atölyelerinde “bilinçlenme”, bilgi-birikim aktarma vb. çalışmalar, eğitimler önemsenmelidir.
Aynı zamanda sadece politik güncel kadın mücadelesiyle ilgilenmek yetmemektedir; kurumsal bir çalışma için kadın kurtuluş mücadelesinin, ideolojik alt yapısını örmek de zorunluluktur.
Öfkeyi örgütlemek!
Bunun için coğrafyamızda ve dünyada her politik gelişmenin incelenmesi, irdelenmesi ve sonuçlarının sentezlenerek, bu sonuçların mücadelemize etkileri ve direni biçimlerimize odaklanmak zorunludur.
Toplantılarımızdan eylemlere, atölyelerden takvimsel günlerle ilgili etkinliklere, anmalara vb. kadar her alanda bu bilinçle hareket etmek, enerjimizi sürdürülebilir kılmak ve açığa çıkan kadın öfkesini örgütlenmek ancak bu şekilde mümkündür.
Kadın çalışmasında birebir ilişki, birebir temas, yanyanalık kadınların hem deneyim paylaşımı hem de “yaratıcı” çalışma biçimlerinin, özgün YDK çalışma biçimlerinin açığa çıkması açısından tercih edilmelidir. Bugüne kadarki çalışmalarımız da bunu göstermektedir. Pandemide özel bir dönem olmasından dolayı yerine getiremediğimiz yanyana, yüzüze çalışmalar her dönem hem tek tek her birimizin hem de kurumlarımızın gelişimine önemli katkılarda bulunuştur.
Sonuç olarak: 8 Mart’a oldukça kısa kalan bu zaman diliminde hızlandırılmış ama aynı zamanda ilişkilenmeyi esas alan, zamanı verimli değerlendirerek ilişkide olduğumuz her kadın için küçük de olsa çalışmalar, görevler koymak, atölye-toplantı örgütlemek, sokakta pratik işlerde birlikte olmak, sayıya takılmadan biraraya gelmek önemlidir.
Kuşkusuz, “nasıl bir kadın çalışması yürütebiliriz?” sorusu üzerine yığınla söylenecek şey vardır. Ancak her “eski” çalışma biçimine her gün bir yeni “minik” çalışma daha eklemek; farklı yol ve yöntemler denemek, genç kadınları daha fazla özne haline getiren yeni biçimler üzerine düşünmek ve bunları sistemleştirmek…
Başarımızın püf noktası bunlar olacaktır.



