
Yas kavramı, kadınla her zaman yakından ilişkili olmuştur, hatta bir topluluğun başına kötü bir olay (katliamlar, sürgünler, doğal afetler vb.) geldiğinde yasın öncülüğünü her zaman, her toplumda ve coğrafyada kadın üslenmiştir. Hatta yas tutmak, kadının rutin davranışlarından biri haline gelmiş/getirilmiştir.
Özellikle bazı yerleşkelerde ve topluluklarda, yas tutma hali oldukça gözle görülür; özün biçime yansıdığının kanıtı olmuştur. Bu durumun en bariz örneklerinden biri Koçgirî bölgesine mensup kadınlardır. Koçgirî’de kadınların hemen hemen bütün kıyafetleri siyahtır ve her zaman ebedi bir matemin içerisindedirler. Aleviler genellikle zalimin zulmüne boyun eğmemeyi Kerbela’dan aldıkları kültüre dayandırırlar.
Bu kültür, yer ve zaman açısından farklılıklar gösterse de hala yaşamaktadır. Özellikle Koçgirîli kadınlarda bu kültür ya da direniş, ebedi mateme dönüşecek kadar sert ve süreklidir. Kadınlar bu direniş ve ebedi matemin dışa vurumu olarak siyahı bir tür direniş kıyafeti olarak taşırken, Kerbela’nın hala devam ettiğinin mesajını da vermektedirler.
Her ne kadar teolojik açıdan bakıldığında anlatılar doğru olarak kabul edilse de, bilimsel bilgi açısından gerçeği yansıtmadığı ise ortadadır. Coğrafyada o kadar Alevi olmasına rağmen, bu yası bu kadar sert bir şekilde neden sadece Koçgirî bölgesinin taşıdığı net değildir. Hakeza bu ebedi matemi sadece kadınların sürdürüyor olması da başka bir çelişkidir. Her ne kadar bu konuda Hüseyin’in kardeşi Zeynep’e atıfta bulunulsa da, bu da tam anlamıyla gerçeği yansıtmamaktadır.
Kerbela’dan sonra Yezid’in sarayında esir tutulan Zeynep’in direnişinin Koçgirîli kadınlara feyz olduğu anlatılmaktadır. Çünkü söylenceye göre Zeynep, sözüyle direnen bir kadındır; bundan ötürü de Koçgirîli kadınlar için direnişin dilidir.
Zeynep, Yezid’e “Ey Yezid! Sanma ki bugün zafer kazandın. Bizden yalnızca bedenlerimizi aldın. Bizim davamız Allah’a dayanır. Senin saltanatın geçicidir, bizim onurumuz ebedidir” demiştir. Zeynep’in bu direnişi hem yas hem onurdur Koçgirîli kadınlar için. “Kerbela’da Hüseyin kanıyla, Zeynep sözüyle direnmiştir. Zeynep’in sözü tüm mazlumların çığlığıdır; susmak günah, hakkı söylemek ibadettir” anlayışıyla Koçgirîli kadınların Zeynep’in direnişini ve cesaretini ebedi bir matem içerisinde siyah giyinerek kuşandıkları anlatılmaktadır.
Bir diğer söylence ise Koçgirî İsyanı’na dayanmaktadır. İsyanda iki oğlu ve eşini kaybeden Zeynep adında bir kadın, matemini siyah giyerek karşılar ve öncelikli olarak komşuları, daha sonra da bütün Koçgirîli kadınlar siyah giyerek Zeynep’in matemini sahiplenirler. Muhtemelen Zeynep’in yaşadığını çoğu Koçgirîli kadın yaşamıştır; bu sebeple de ebedi matemin esas temelinin Koçgirî İsyanı olması büyük olasılıktır. Fakat nasıl olmuştur da bu yası sadece kadınlar yüklenmiştir ve hala yüklenmektedir?
Kadından yas tutması, sessiz kalması bekleniyor!
Koçgirî’de kadınların çok güçlü bir klam yani ağıt kültürü vardır. Öyle ki normal, yaşamsal diyebileceğimiz -deyişler ve halaylar dışında- ezgileri çok azdır, kadınların ebedi mateminden kaynaklı her eylem bir ağıta, yakarışa dönüşebilmektedir.
Esasen onlar için acıyı onura dönüştürmenin yolu, yas ritüeli olmuştur. Öyle ki, sanki siyah dışında başka bir renk giymek ayıp, günah hatta geleneğe saygısızlıktır. Koçgirîliler ta ki büyük şehirlere göç edince ebedi matem biçim değiştirmiş, esnemiş, fakat öz, fazlasıyla kalmıştır.
Nasıl ki depremlerde, savaşlarda, sürgünlerde en büyük yük kadınların sırtındaysa ve önce kadınlar vuruluyorsa, Koçgirî İsyanı’nda da, önce kadınlar vurulmuş ve bu yük kadınların sırtında anneden kızına aktarılarak bugünlere kadar gelmiştir.
Aslında patriyarkanın da kadınlardan beklediği tam anlamıyla budur. Toprağı işgal edilen kadınlar, yabancı askeri gücün tecavüzüne uğrama korkusuyla matemini kendi içinde yaşar; depremler olur, şehirler yıkılır, insanlar ölür; enkazı sessiz bir şekilde toplamak kadına kalır; ekonomik krizler olur, şirketler batar, kadının işsiz kaldığı ve ekonomik baskının altında sürgit ezildiği yetmezmiş gibi ailedeki herkesin düzenini sağlamak ve karnını doyurmak kadının omuzlarındadır…
Kısacası her zaman kadından yas tutması, sessiz olması, her koşulda “devleti ve onun kutsal ailesini” savunması hatta bunun öncülüğünü yapması beklenir, hatta bazen bizler tarafından bile…
Kadın kitlelerine dayatılan yas
6 Ocak 2026’da HTŞ çeteleri Halep’in iki Kürt mahallesine (Şêx Meqsud ve Eşrêfiye) saldırmış ve halk katliama uğramıştı. Çetelerin bu iki mahalleye var gücüyle saldırması, kadınların aktif olarak yer aldığı ve kadın devrimine çevirdiği Rojava Devrimi’ni hükmen mağlup etmek içindi. Sonrasında çeteler saldırılarını Hesekê sınırına kadar devam ettirdiyse de, halkın örgütlü gücüne çarparak olduğu yere çakılıp kalmışlardır.
Bilindiği üzere 9 Ocak, Paris Katliamı’nın yıl dönümüdür. Dem Parti Kadın Meclisi, Halep’teki Kürt mahallelerine saldırı henüz yaşanmamışken 10 Ocak tarihine, her kesimden kadını kapsayacak bir kadın mitingi örgütlemiştir.
Fakat hiç de tesadüfi olmayan bir şekilde mitingde dans eden ya da halay çeken kadınlar, Dem Parti Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları nezdinde Halep’te yaşananlara karşı duyarsızlıkla suçlanmış ve hedef gösterilmiştir. Tesadüf değildir, çünkü hem cinsel hem de ulusal saldırı mevcuttur. Tülay Hatimoğulları da hem cinsel hem de ulusal kimliğinden kaynaklı bilinçli bir şekilde gündeme getirilmiştir. Yani “Halep’te Kürtler katledilirken sen (siz) bir kadın olarak nasıl eylem örgütlersin, bir de dans edersin? Arap olduğun için de katledilen Kürtler umurunda değil” minvalinde lince uğramıştır.
Benzer tartışmalar farklı bölgelerde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için de yaşanmış ve maalesef yer yer taban da bulmuştur. Bilinir ki bu günlerin hepsi -bayram densin denmesin- direnişin ve dayanışmanın daha da yükseldiği günlerdir.
Eğer sadece bayram olarak yaklaşılsaydı, etkinliklerin düğünden farkı kalmazdı zaten böyle de yaklaşılmadı. Fakat bu yıl mevcut savaş durumundan kaynaklı, sanki ilk defa savaş çıkmış, ilk defa kayıplar yaşanmış gibi ya da her yıl 8 Mart’ta düğün dernek kuruluyormuş gibi bir hava estirildi bazı yerellerde.
8 Mart 1857’de New York’ta kadın tekstil işçilerinin katledilmesi,1921’de Koçgiri Katliamı, 9 Ocak 2013 Paris Katliamı…. Rojava’ya saldırılar ve katliam girişimi; katliamların hepsi ataerkil ya da kapitalist sistemin halklara ve özelde de kadınlara dönük sömürgeci yöntemlerinden sadece birkaçıdır. Bu sebeple de Halep’te katledildikten sonra balkondan atılan kadın direnişçiyi anmakla; 1857’de yakılarak katledilen kadın işçileri anmak arasında herhangi bir fark yoktur.
Mesele “Halep’te Kürtler katledilirken kadınların 10 Ocak’taki eylemde dans etmesi” değil; patriyarkanın kadınların enternasyonal dayanışmasını ve kadın özgürlük mücadelesini bölme çabasıdır. Maalesef bunu yaparken de kadınların geleneksel rolleri kullanılmakta, kadınlara yas ritüelinin uygulanması salık verilmekte ve işin kötüsü patriyarkanın bu çabası taban bulmaktadır.
Hatırlatmakta fayda var; PYD Genel Meclis Üyesi Menice Heyder, Tişrin’de halay çekerken hayatını kaybetti. Çünkü Tişrin’deki işgal girişimine karşı çıkmak için gelen kitleyle, sivil eylem alanında halay çekildiği sırada, hava saldırıları gerçekleşti. Menice Heyder dört yoldaşıyla birlikte hayatını kaybetti. Özellikle de son on yıl içerisinde kadın hareketleri cephesinden böyle bir tartışma hiç olmadı. Bu tartışmalar son birkaç aya ait, bilinçli bir şekilde patriyarka tarafından örgütlenen tartışmalardır.
Kadının sesine, rengine, cinsine, kimliğine ve eylemine saldırı
On yıllardır nasıl Koçgirîli kadınlardan sessizlik içinde yas tutmaları beklendiyse, bugün Rojava Devrimi’nin, mücadelenin, yaşamın öncüsü kadınlardan da aynı şey beklenmektedir. Bu, kadının sesine, rengine, cinsine, kimliğine ve en önemlisi de eylemine bir saldırıdır.
Dikkat edilirse, aynı tartışma karma etkinlikler için yapılmamaktadır. Çünkü özelde Kürt özgür kadın hareketi ve genelde kadın özgürlük mücadelesi (Rojava devriminin de etkisiyle) son 20 yılda ciddi bir ilerleme katetmiştir ve sistem, bu ilerlemenin önünü kesmek istemektedir. (Hakeza, Newroz’u geride bıraktık; aynı tartışma Newroz için yaşanmadı.)
Sorunu özgün-karma ya da kadın etkinlikleri ve genel etkinlikler olarak dar bir çerçevede ele almaktansa, direniş kültürünü halaylarımızla, coşkumuzla sürdürmekte ısrar etmek önemlidir. Coğrafyadaki ezilen halklar çok fazla katliam, sürgün, göç, istismar, tecavüz gördüler; fakat bütün bunlara rağmen direniş, tohumlarından yine ve yeniden filizlendi.
Bu sebeple de patriyarkanın özelde kadınlara ve ezilen halklara yön verme, eylemini manipüle etme, beraberinde de bastırma çabalarına karşı mücadeleyi daha ileriden örgütlemek elzemdir.



