
Her şeyden önce enternasyonal mücadele–dayanışma, uluslararası komünist hareketin genel görevlerinin önemli bir parçasıdır. Ve komünist hareket, özü itibarıyla enternasyonalisttir. Bu anlamıyla komünistlerin uluslararası birliğini savunmak ve bu yönlü pratik adımlar atmak, bütün ülkelerdeki komünist parti ve örgütlerin görevidir. Hiç kimse kendini bu görevden muaf tutamaz. “En büyük enternasyonal görev kendi ülkesinde devrim yapmaktır” anlayışından hareketle bu yönlü çalışmalara kayıtsız kalmak kabul edilemez bir durumdur.
Kendi ülkesinde devrim yapmak yani emperyalist kapitalist sistemin parçası olan bir coğrafyayı özgürleştirmek, emperyalizm ve dünya gericiliğine vurulan büyük bir darbedir. Yeni devrimler için yaratılan bir umut, özgür geleceğe doğru açılan bir kapıdır. Bunun böyle olması, diğer ülkelerde gelişen sosyal ve ulusal kurtuluş mücadeleleriyle dayanışma içinde olmanın, komünist parti ve örgütlerin inşa süreçlerine katkı sunmanın, destek olmanın önünde engel değildir. Bu görevler karşı karşıya konulamaz ya da birinin ana hedef olması, diğerini gereksiz kılmaz. Dolayısıyla öncelikle anlayış düzeyinde net olmak gerekir. Çünkü anlayış düzeyinde bir netlik oluşmazsa, pratik görevleri yerine getirme konusunda sorunların yaşanması kaçınılmaz hale gelir. Bu nedenle uluslararası komünist parti ve örgütlerin tarihsel görev ve sorumlulukları noktasında anlayış düzeyinde ileri bir seviyeye ulaşmaları, birlik için ileriye doğru atılan büyük bir adımdır. Bu adımlar beraberinde yeni görev ve sorunlar getirecektir. Sorunların doğru bir tarzda çözümü, görevleri yerine getirmeye çalışan iradenin devrim ve sosyalizm mücadelesi karşısında alacağı cesur ve samimi tutuma bağlıdır.
Görevlerin yerine getirilmesi ve komünistlerin birliğinin sağlanması konularında parti ve örgütlerin sunacağı katkının farklı düzeylerde olması oldukça anlaşılırdır. Asıl olan amaç ve hedefler konusunda sağlanacak netliktir; bu netliğin, güvenin olduğu her yerde, sunulan her katkı değerli ve anlamlıdır. Burada aranan, katkılardaki mutlak eşitlik değil, amaç ve hedeflerdeki samimi birliktir.
Asıl olan, MLM ilkelere bağlılıktır
Uluslararası komünist hareketin tarihine baktığımızda, komünistlerin birliğini sağlama konusunda daha aktif ve yönlendirici konumda olan partilerin olduğu gerçeğini görüyoruz. Bu, nesnel bir olgudur. Burada belirleyici olan, bu partilerin devrim ile karşı-devrim arasındaki savaşta kapladıkları yerdir. Tabii ki, bu tek başına yeterli değildir. Asıl olan MLM’nin evrensel ilkelerine bağlılıktır. Bu ilkesel duruş, partinin niteliğini belirler. MLM devrimci teorisini kendisine rehber edinen ve ona uygun pratik bir tutum sergileyen her partinin duruşu ilkeseldir. Dün olduğu gibi, bugün de uluslararası komünist hareketin genel çizgisi budur.
Güncel bağlamda bu çizgi; emperyalizm ve her türden gericiliğe karşı halk demokrasisi, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesinde ısrar eder. Artan emperyalist savaş tehlikesine karşı en geniş temelde anti-emperyalist, anti-faşist cephelerin oluşturulması için çaba sarf edilmesini gerekli görür.
Bu çizgi, bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklarının birliğini sağlayarak, baskısız, sömürüsüz bir dünya yaratma mücadelesini varlık gerekçesi sayar. Çünkü bu ve benzeri genel devrimci ilkeleri göz ardı etmek-sulandırmak, başta enternasyonal proletarya olmak üzere, ezilen halkların, ulusların haklı ve meşru mücadelelerine sırt çevirmektir. Dolayısıyla enternasyonal proletaryanın kendi iç birliğini sağlamak, devrimci ilkelere sıkı sıkıya bağlılığını sürdürmek için her türden anti-MLM anlayışa karşı tavizsiz bir mücadele içine girmesi gerekir. Açık ki, uluslararası komünist hareket içindeki burjuva anlayışlar açığa çıkarılıp mahkûm edilmedikçe, komünistlerin birliğini devrimci ilkeler üzerinde inşa etmek daha bir zorlaşır.
Keza, uluslararası komünist hareket içinde yirminci yüzyılda olduğu gibi, bugün de devrimci ilkelere tekabül eden anlayış farklılıkları vardır. Bu farklılıkların altını net olarak çizmek ve giderilmesi için sabırlı–yapıcı bir mücadele hattı izlemek olmazsa olmazdır. Yine komünist hareket bir yanda bu görevlerine odaklanırken, diğer yanda sınıf düşmanlarına karşı güçlerini birleştirerek mücadele etme görevini de asla elden bırakmamalıdır. Bu görevler karşılıklı olarak birbirini besleyen-güçlendiren ve sınıf savaşımını geliştirmeye hizmet eden görevlerdir.
Uluslararası komünist hareketin genel çizgisi derken, en genel anlamda ilkeler üzerinde yükselen bir çerçeveye işaret edilmektedir. Bu genel çerçeve proletarya önderliğinde her ülkenin somut koşullarına uygun olarak şekillenmektedir. “Somut koşulların somut tahlili” veya MLM evrensel ilkelerini her ülkede yaratıcı bir tarzda uygulama pratiği derken, kast edilmeye çalışılan gerçek tam da budur.
Bu nedenle her proleter hareket, kendi ülkesinin koşullarına uygun olarak politika belirlerken, MLM evrensel ilkelerini özgül koşullara uyarlamada yaratıcı olmalı, bilimsel tutumu asla elden bırakmamalıdır.
İlkelere bağlılık adına ortaya konulan her türden şabloncu–dogmatik tutum, sonuç almakta uzak, yıkıcı sonuçlara yol açar. Burada somut durumdan kastedilen, dünyadaki gelişmeler ve yaşanılan coğrafyanın iktisadi ve siyasi durumunun analizidir. İşçi ve emekçilerin, ezilen ulus ve azınlık milliyetlerin, baskı altında olan inanç gruplarının, kadınların değişim talepleri, ekonomik ve demokratik hak ve özgürlükleri için geliştirdikleri mücadelenin boyutudur. Bu çelişmelerin sınıf bakış açısıyla ele alınması, temel çelişmenin ve bu çelişme üzerinde yükselen başlıca çelişmelerin doğru bir tarzda belirlenmesidir.
Emperyalist saldırganlık ve güçler dengesi
Bugün emperyalist saldırganlık ve haksız savaş siyasetinin baş aktörü ABD emperyalizmdir. Dolayısıyla başta enternasyonal proletarya olmak üzere, tüm ilerici–devrimci, haksız savaş siyaseti karşıtı güçlerin yürüttükleri mücadelede okun sivri ucunu ABD emperyalizmine yöneltmeleri, ABD emperyalizmine karşı teşhir faaliyetlerinde yoğunlaşmaları güncel bir görevdir. Diğer yandan bu haksız ve gerici savaşın bölgesel bir karakter kazandığı Orta Doğu’da Siyonist rejiminin teşhir faaliyetlerinde hedef tahtasına oturtulması da öncelikli bir görevdir.
Çünkü ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi, Orta Doğu’da sürdürülen bölgesel savaşın baş tetikçileridir. Yine devrimciler ve komünistlerin İran’daki Molla rejiminin anti-komünist, ezilen ulus ve azınlık milliyetlere karşı mücadelede sahip olduğu inkârcı ve halk düşmanı kimliği konusunda en ufak bir şüpheleri yoktur. Bu ne kadar gerçek bir olguysa, ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi’nin haksız saldırılarına maruz kalan İran halkıyla dayanışma içinde olmak o denli gereklidir. Unutulmamalıdır ki, ABD emperyalizmi ve suç ortakları bu saldırganlık ve haksız savaş siyasetiyle bütün dünya halklarına gözdağı vermeye çalışıyorlar.
Gerçek durum bu ve dahası enternasyonal proletaryanın görevi yalnızca bu gerçeğe işaret etmek değildir; bilakis asıl görevi bu gerçekler ışığında emperyalist saldırganlığa ve savaş siyasetine karşı en geniş temelde cepheler kurmak; emperyalizm ve dünya gericiliğinin teşhirini içeren siyasal kampanyalar örgütlemekle başlar. Baş haydut ABD emperyalizmi–Siyonizm şahsında, bir kez daha emperyalizm ve dünya gericiliğinin, dünya barışı için yaratmış olduğu tehdit, bütün acı sonuçlarıyla birlikte açığa çıktı. Yani suçlular, yalanlarıyla, işlemiş oldukları cinayetlerle birlikte ortadadır. Bu duruma “suçüstü yakalanmak” denir. Bu anlamıyla bu dönemde emperyalizmin teşhiri, anti-emperyalist mücadeleyi güncelleştiren her türden pratik faaliyet oldukça değerli ve anlamlıdır. Geniş emekçi yığınlar içinde zayıflayan anti-emperyalist bilince yeniden ivme kazandırmak için bu somut durumdan yararlanmak tüm devrimcilerin görevidir. Ve görünen o ki, ABD emperyalizmi ve suç ortakları önümüzdeki süreçte de bu pervasızca tutumlarını sürdüreceklerdir.
Çünkü an itibarıyla güçler dengesi enternasyonal proleter, ilerici-devrimci, haksız savaş karşıtı güçlerin aleyhinedir. Bu durum, bütün ezilen halkların, ulusların haklı ve meşru mücadeleleri için negatif bir rol oynamaktadır. Elbette ki, emperyalist kapitalist sistemin içine girmiş olduğu kriz ikliminin yol açtığı yoksulluk, sefalet, işsizlik tablosu, emperyalist haydutlar ve suç ortaklarının izlemiş oldukları saldırı ve savaş siyaseti, sadece onların teşhirini kolaylaştırmıyor, aynı zamanda anti-emperyalist anti-faşist mücadele zemininin daha da güçlenmesine yol açıyor. Bu durumu, ezilenler cephesinde açığa çıkan yeni bir uyanışın işareti olarak da tarif edebiliriz. Bu olumlu atmosferin ezilenlerin mücadelesinde somut bir olguya dönüşmesi, komünist ve devrimci güçlerin emperyalizm ve dünya gericiliğinin aleyhine giderek oluşan bu ortamda ne düzeyde yararlanabileceklerine bağlıdır. Bu anlamıyla komünistlerin birliği, geniş halk yığınlarının enternasyonal bir mücadele perspektifiyle örgütlenmesi kilit bir önemdedir.
Tüm bu görevlere ve olması gerekenlere işaret ederken, şu gerçekleri de asla gözardı etmiyoruz. An itibarıyla emperyalizm ve dünya gericiliğine karşı mücadelede ezilenler cephesinde dağınık ve örgütsüz bir tabloyla karşı karşıyayız. Yani güçler dengesi bakımından karşı-devrimci güçler daha avantajlı bir durumdalar. Bu tablo geniş halk yığınlarının inisiyatifiyle, örgütlü ve yaratıcı gücüyle tersine çevrilebilir. Ama tüm bunların başarılması, sınıf bilinçli proletaryanın alacağı tarihsel misyonla mümkün olur. İşte uluslararası komünistlerin birliğinin, MLM çizgiye sıkı sıkı bağlı kalarak, devrim ve sosyalizm mücadelesindeki ısrarlı duruşlarının tarihsel önemi ve anlamı tam da burada açığa çıkmakta. Hiç kuşkusuz, komünist hareket bu gerçeğin farkına vardıkça, her meseleyi, her olguyu enternasyonal bir bilinçle ele alır. Mücadelenin merkezine halkın ve devrimin çıkarlarını koyar. Halkın ve devrimin çıkarları uğruna mücadelede ilkeli duruşu önemsediği kadar, devrimde menfaati olan, emperyalist saldırganlığa karşı tutum alan en geniş halk yığınlarını ortak noktalarda buluşturma taktik esnekliğini de gösterir.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında da ABD emperyalizmi tıpkı bugün olduğu gibi, saldırganlık ve savaş siyasetini bütün dünyaya dayatırken, ÇKP emperyalizme karşı mücadelede komünistlerin ve halkların birliği konusunda şu tarihsel görevlere işaret ediyordu:
“ABD emperyalizmi, saldırganlık ve savaş siyasetlerini bütün dünyaya dayatıyor. Ancak sonuç, amaçlananın tam tersi olacaktır; Sonuç, sadece ve sadece dünya halklarının uyanışını ve devrimlerini hızlandırmak olacaktır.
Amerikan emperyalistleri böylece, tüm dünya halklarını karşısına almış ve onlar tarafından kuşatılmıştır. Uluslararası proletarya, birleşebilecek bütün güçleri birleştirebilir ve birleştirmelidir de; düşman kampın iç çelişmelerinden yararlanmalı; Amerikan emperyalistlerine ve onların uşaklarına karşı en geniş birleşik cepheyi kurmalıdır.
Gerçekçi ve doğru olan yol, halkların ve insanlığın kaderini dünya proletaryasının birliği ve mücadelesine emanet etmektir.
Tersine, düşmanlarla dostlar ve kendimiz arasında fark gözetmemek ve halkların ve insanlığın kaderini Amerikan emperyalizmiyle iş birliğine emanet etmek, halkları yanlış yola sürüklemek anlamına gelir. Son yılların olayları bu hayalleri boşa çıkarmıştır.” (Uluslararası Komünist Hareketin Genel Çizgisi Hakkında Polemik, s. 17)
Tabii ki, farklı tarihsel süreçlere dair yapılan analizleri bugünkü somut duruma birebir uyarlayamayız. Burada üzerinde durmamız ve kavramamız gereken ana halka, sorunu ele alışta sergilenen bilimsel tutumdur. Yani, düşman kampında en saldırgan olan gücün tespiti ve buna karşı enternasyonal proletaryanın izlenmesi gereken politika. Keza, bu mücadelede enternasyonal proletaryanın birliği ve mücadelesinin halkların kurtuluşu için taşımış olduğu tarihsel önem, düşman ve dost kavramlarının arasındaki çizginin net olarak çizilmesi; özet olarak her şeyin sınıfsal bir perspektifle ele alınması gerçeği vb.
Emperyalist merkezlerde enternasyonal proletaryanın görevleri
Öncelikle günümüze de ışık tutacak ve görevlerimizin somutlaşmasına yardımcı olacak tarihsel analizlerden, pratik tecrübelerden öğrenmekte yarar vardır. Aşağıya aktaracağımız değerlendirmelere de bu bakış açısıyla yaklaşmalıyız:
“Emperyalist ve kapitalist ülkelerde, kapitalist toplumun çelişmelerini kökünden çözmek için proletarya devrimini gerçekleştirmek ve proletarya diktatörlüğünü kurmak gereklidir.
Proletarya Partisi, bu görevi yerine getirmek için mücadele ederken, bugünkü şartlar altında işçi sınıfına ve emekçi halka, tekelci sermayeye karşı koyma, demokratik hakları savunma, faşizm tehlikesine karşı çıkma, yaşam koşullarını iyileştirme, emperyalist silahlanmanın yayılmasına ve savaş hazırlığına karşı koyma, dünya barışını savunma ve ezilen ulusların devrimci mücadelelerini canla başla destekleme yolundaki mücadelelerine de faal olarak önderlik etmelidir.” (age, s. 22)
Gelinen aşamada emperyalist merkezlerde artan faşizm tehlikesi, iktisadın askerileştirilmesi gün geçtikçe artmaktadır. Emperyalist saldırganlık ve savaş siyaseti ise, an itibarıyla baş haydut ABD emperyalizmi ve bölgedeki ileri karakolu İsrail devletinin İran’a saldırılarıyla birlikte somut bir olguya dönüşmüş durumdadır. Kuralları en “güçlü” olanın koyduğu yani “haydutlar hukukunun” egemen hale getirildiği bir dünyada, emperyalist bombaların-füzelerin hangi coğrafyaya ne zaman düşeceğini öngörmek daha da zorlaşmaktadır.
Bu anlamıyla emperyalist kapitalist merkezlerde enternasyonal proleter güçlerin, devrimcilerin, haksız savaş karşıtı halkların, tekelci burjuvaziye karşı mücadeleye ivme kazandırmaları, emperyalist saldırganlığa, ağır sömürü ve talan politikalarına maruz kalan ezilen halkların ve ulusların geliştirdikleri mücadeleyi desteklemeleri-dayanışma içinde bulunmaları ertelenemez bir görevdir.
Açık ki, emperyalist haydutluğa meşruluk kazandırılmaya çalışıldığı bir dünyada burjuva demokrasisi anlamında var olan kırıntılar da yok edilir; yaşam koşulları gün geçtikçe daha da kötüleşir; her yeni güne emperyalist saldırganlık ve savaş siyasetinin yaratmış olduğu tedirginlikle uyanılır.
ABD emperyalizminin bundan sonra hangi ülkelere saldıracağı yönünde tartışmaların yürütüldüğü bir dünyada, başta Asya, Afrika, Latin Amerika halkları olmak üzere, ezilen dünya halklarının ve uluslarının yeniden uyanışı, emperyalizm ve dünya gericiliğine karşı savaşı, bir varlık ve yokluk sorunudur. Dün Gazze’de, bugün Lübnan ve İran’da yaşananlar, gelecekte olabileceklerin mesajı niteliğindedir. Yaşanabilecek büyük felaketleri önlemenin yolu, emperyalist saldırganlığa ve her türden gericiliğe karşı, komünistler-devrimciler, emperyalist merkezlerdeki işçi ve emekçilerle, dünya halkları ve ezilen uluslar arasında kuracakları güçlü dayanışma pratikleriyle alt edilebilir. Emperyalist haydutların ve dünya gericiliğinin anladığı tek dil, direniş ve mücadele dilidir. Bu nedenle, emperyalist saldırı ve savaş siyasetine karşı bu mücadele diliyle ezilenler arasında en güçlü temelde iletişim kurarak mücadeleyi büyütmek güncel bir görev olarak karşımızda durmaktadır.
Bu mücadeleyi devrimci bir perspektifle emperyalizm ve faşizme karşı savaşa dönüştürmek sınıf bilinçli bir duruşu gerektirir. Bu konuda yaşanan yetersizlikler bütün çıplaklığıyla ortadadır. Tabii ki, yetersizliklerin varlığı enternasyonal proletarya ve devrimci güçlerde bir umutsuzluk yaratmamalıdır; tam tersine, büyük bir özgüvenle devrimci çalışmalarda yoğunlaşmaları gerekir.



