
Kızı Gülistan’ı yıllardır gözleri yaş dolu arayan, yüreği acılı Kürt anası, sahipsiz mezarlar ve kayıplar ülkesi olan bu toprakların acılarının bir olduğunu haykırıyor. Bu toprakların acıları gibi sorunlarının da bir olduğunu herkese duyuruyor. “Derdê van erdan yek e…” Bu kısacık özlü cümlede, bu topraklarda yaşanan sorunların çözüm anahtarı gizlidir.
Yaşanan, devam tüm katliamların, kayıpların, kötülüklerin temel yaratıcısı ve sürdürücüsü kapitalist sistemin kendisidir. Zulmün ve acının tarihleri ve yaşayanları değişse de son bulmuyor. Onur ve vicdan sahibi insanlar hangi zulmü lanetlesin? Hangi acının resmini çizip tanımlasın? Şaşılacak zamanlar yaşanıyor. Ekmek ve buğdaydan daha fazla zulüm üretilmekte, soygun ve talan yaşatılıyor. Kürtlerin, Alevilerin, kadın ve çocukların adalet ve özgürlük arayışlarına zulüm ve yalanla yanıt veriliyor. Zulmün ve sömürünün temel nedeni, bu barbarlık dolu başı bozuk zulüm sistemidir. Bu barbar sistem, sadece emeğe, doğaya, canlıya zarar vermekle sınırlı bir yerde durmuyor. Toplumsal kötülükleri adaletsizlik ve haksızlıkları çoğaltmaktan, kin, nefret ve düşmanlıkları her tarafa ve her yaşa yayıp büyütmekten sosyal yaşamı güvencesiz kılmaktan bir an olsun vazgeçmiyor.
“Kindar” ve “dindar” toplum yetiştirmeyi amaç edinen Türk egemen iktidarı yargıyı, adaleti, bürokrasiyi, eğitim sistemini kendi çürümüş ideolojisine ve şiddete dayalı siyasetine göre dizayn ediyor. İktidar gücünü ve yetkilerini sınırsızca kullanan bir avuç Türk muktedirleri, hiçbir yasa ve evrensel kural tanımadan sınırsız, kontrolsüz bir şekilde her şeyi yozlaştırmaktan bir an olsun geri durmuyor. Toplumda, yaşamda barış istikrar ve huzuru ortadan kaldıran çivisi çıkmış, başıbozuk bu Türk tipi kapitalist sistem, işyerinde, okulda sokakta düşmanlığı yaratıp kin ve nefreti her yerde egemen kıldı. Emeği çalan, temel hak ve özgürlükleri gasp eden, okul yaşındaki çocukların beyin ve duygu kodlarını bozan, çocuktan katil yaratan da bu sistemdir. Çocukları birer suç ordusuna çevirmeye çalışıyor.
Herkesin herkese düşman edildiği, hiç kimsenin güvende olmadığı, her yerin bir şiddet yuvasına çevirildiği toprakların adıdır, Türkiye. Her kademedeki Türk politikacıları, bakan ve bürokratları, Türk medya aygıtının yüzde 95’i ırkçı iktidar yanlısıdır, yalan, iftira ve tahrifat üretiyor.
Bu başıbozuk düzen, her şeyi bozma, çürütme, yozlaştırma üzerine sistemini inşa ederken en çok Kürtleri, kadın ve çocukları hedef alıyor. Sistematik ve süreğen hale getirdikleri saldırının önemli yerinde, adalet ve eğitim sistemi bulunuyor. İki ayrı şehir ve okulda yaşananan saldırılar ne münferit ne de tesadüfidir. Kin, nefret ve düşmanlığın yaratıcısı/kutsayıcısı, varolan mevcut sömürü ve zulüm sistemidir. Yargılanıp cezalandırılması gereken yıllardır ekilen dinci, muhafazakar, milliyetçi, Kürt-kadın-emek düşmanlığını kutsayan, ırkçı sistemin kendisidir. Tüm aygıtlarıyla iktidar; toplumu, gençliği en etkili bozma yozlaştırma ve çürütme aygıtlarıdır. Tüm bu kötülükleri yaratan, yönlendiren Türk adalet ve yargı aygıtıdır.
Emeğini açlık ve yoksulluk karşılığında satmak zorunda bıraktırılan maden işçileri, “Yoksuluz, çıplağız, açız” diye haykırıyor. Sofrada bir kere bile olsun yemek yiyemeyen işçiler, en yalın haliyle dile getiriyor. Ekmek ve özgürlükle beslenmeleri gereken işçileri, efendiler yalanla besliyor. Muktedilerilerin politikacıları, bürokratları, adaletleri, din insanları, alimleri, gazete ve televizyonları yalan söyleyerek emekçileri kandırmaya/aldatmaya devam ediyorlar. Evlatlarını aramaktan yorulmayan, “adalet” diye haykıran anne ve babalara adalet bakanı, valiler ve yetki sahibi tüm bürokratlar yalan söylemekten yorulmuyor. Suçları ve suçluları gizlemek, delilleri ortadan kaldırmak, suçluları bulup ortaya çıkarıp yargılamak yerine mazlumları, Kürt ana ve babaları cezalandırmak Türk tipi adalet ve yargı sistemine aittir.
Mazlumların acıları arasında ayrım yapmadan emeğin ve özgürlüğün egemen olacağı bir dünya istemek ve bunun mücadelesini yürütmek temel bir insanlık görevidir. Mülkiyet dünyasının, azami kâr hırsının, yoksulluk ve köleliğin, halklar diller, inançlar arasında düşmanlıkların, kin ve nefretin, aşağılama ve ayrımcılığın egemen olmadığı bir yaşam yaratmak, zorluklar ve engeller dolu olsa da bu Kürt ananın haykırışını unutmayalım: “Derdê van erdan yek e!”
(Yeni Özgür Politika – 21 Nisan 2026)



