
Bu yılın Newroz kutlamalarına, işçi ve emekçilerin, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin, doğasını koruyanların mücadelelerine bakıldığında umutlu olmak için daha fazla sebebimizin olduğunu görüyoruz. Bu umudu, emperyalizmin işgal savaşlarına karşı mevzilerinde direnenlerin de taşıdığı şüphe götürmez bir gerçeklik. TC hakim sınıflarının Kürt ulusal sorununu “çözmemek için direndiği”, İran’a yönelik açılan savaşla karşılıklı saldırıların devam ettiği, ABD-İngiltere-İsrail ve TC’nin kısa sürede işgal edemediği Filistin’i, İran’ı ve Lübnan’ı, Rojava’yı yerle bir etmek için elinden geleni ardına koymadığı bir zamanda, ezilen Orta Doğu ve dünya halklarının giderek kabaran öfkesini daha derinden hissediyoruz. Suriye’de Rojava Devrimi’ni boğmak veya başkalaştırmak için tüm adımlar sahneye kondu. Halep’teki Kürt katliamlarından başlamak üzere savaşın tüm hızıyla Rojava sahasına kaydırılması ile TC-HTŞ ortaklığı, pazarlıklarda bir avantaj yakaladığını düşünüyor olsa gerek. Nasıl ki, İsrail’in tüm saldırganlığına rağmen Gazze hala direnebiliyorsa, Rojava’nın da direnme potansiyeli oldukça güçlüdür. TC-HTŞ ortaklığının, Rojava’yı imha savaşı ile yok edemeyeceğini bilir. Ancak mevcut Rojava ulusal demokratik devrim sürecini, temel siyasetinin saptırılarak ve farklılaştırılarak daha kabul edilebilir bir zemine çekme gayretleri ise devam ediyor.
2026 yılının daha başından itibaren Venezuella’ya yapılan emperyalist operasyon, gelinen aşamada İran’a karşı bir emperyalist saldırıya dönüştü. ABD-İsrail emperyalist ortaklığı şimdilik İran’da sert bir kayaya çarpmış görünüyor. Nasıl ki siyonist İsrail, Gazze’yi yerle bir etmesine ve soykırım yapmasına rağmen teslim alamadıysa, İran’ın da aynı stratejide yürüdüğünü görüyoruz. Siyasi ve mali açıdan, kendisinden daha üstün olan düşmanlarını uzun vadede yıpratma stratejisinin sahnede olduğunu görüyoruz.
Ezilenler açısından da bazı gelişmeleri sevinçle karşıladık. Gazze halkı, soykırıma rağmen direnişini sürdürdü. Dört parçaya bölünmüş Kürdistan’da, Rojava’ya yönelik saldırılar karşısında ulus olarak bir ruhsal bütünlüğü yakaladığını heyecanla yaşadık. Evet, milli zulme uğramış Kürt ulusu tüm parçalarda adım adım kendi bütünlüğünü örüyor. “Yek e! Yek e! Yek e! Gele Kurd yeke!” sloganı, tarihsel olarak bölünmüş bir ulusu birliğe çağıran ve her dört parçada yankılanan bir slogan haline geldi. Elbette kısa vadede ezilen ulus burjuvazisi, kısmi imtiyazlar elde etme imkanı bulabilir ancak emperyalistlerin yeni bir paylaşım savaşına doğru gittikleri bir süreçte, Kürt ulusunun nihai kurtuluşa götürecek hiçbir emperyalist çözüm ortaya çıkmayacaktır. Yine bu meselenin nihai çözümünün bizlerin omuzlarında olduğunu bilerek, yükümüzün ağırlığını hissederek yürüyüşümüze devam ediyoruz. İşçi ve emekçilerin her şeye rağmen haklarını aramadaki ısrarını, bizleri görevlerimize çağıran sesler olarak algıladık.
Ezilenler, tüm dünyada çok parçalı ve dağınık bir şekilde de olsa, haykırışlarını devam ettirdiler. 2000’ler sonrası büyük oranda postmodernizm ile şahlanan emperyalist tekeller, dünyaya hakim olduklarını sandılar. Ama yanıldılar. Zira direnişler, isyanlar, haklı savaşlar bitirilemedi.
Bugün, egemenlerin tüm saldırıları karşısında ezilenlerin silahlarının susturulması amaçlanıyor. Ezilenlerin silahlarını yakmaları, gömmeleri veya teslim etmeleri isteniyor. Emperyalistler, Hindistan Komünist Partisi(Maoist)’ten Filistin, Türkiye ve Kürdistan’a, Filipin ve Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar ezilen halk güçlerinin silahlarına göz dikti. Ülkemizde ise ulusal hareket ile yürütülen süreçte esasta silahlara odaklanmış durumdadır. “Barış” adı altında ezilen bir ulusun direniş kapasitesinin daraltılması amaçlanıyor. Bu konuda bir hayli bir yol alındı ancak Türk kompradorlarının esasen bölgede milli zulmü genişletme niyetleri vardır. Bu nedenle sorunun esasta çözülmeyeceği, TC egemen sınıfın tabiatı gereğidir. Burası nettir. Olası sosyal kurtuluş hareketlerinin, devrimci ve komünist güçlerin de güçlenmemesi için sürece eklemleme veya daha şimdiden imha etme stratejisinin, TC’de ilk sıralarda olduğunu bilelim.
Dünyada hüküm süren ekonomik kriz nasıl ki, ABD emperyalizmini İran’da bataklığa sürüklüyorsa, TC komprador burjuvazisini de daha derin krizlere sürükleyecektir. Bu nedenle, klikler arası dalaş derinleşerek devam etmekte, yoksulluk derinleştirilmekte, en ufak hak arayışına karşı bütün baskı mekanizmaları devreye sokulmaktadır. Zira emperyalist-kapitalist sistemin krizleri giderek TC kompradorlarının da krizlerini büyütüyor.
Güçlü değiller, kağıttan kaplandırlar
Yukarıda bahsi geçen süreci gerilla gözüyle irdelediğimizde sorunları değil, fırsatları; onların devasa “güçlerini” değil, kağıttan kaplan yönlerini keşfetmek zor değil. Devrimci ve komünist bir yaşam için mücadele eden bir gerilla, olanlar karşısında şaşırmaz. Çelişmelerin bir sonucunu, onların içinde bulunduğu derin krizleri görür. Emperyalistlerin paylaşım dalaşlarına karşı, daha kararlı bir savaşımız olur ancak. Faşizmin baskıları ancak mücadele azmimizi artırabilir. Gelecekte daha özgür alanlar yaratmak içindir bugünden ortaya konan emek, atılan adımlar, geride bırakılanlar… Zira emperyalist-kapitalist sistem, kendi iç çelişkilerinin kurbanı olacaktır. Emperyalizm, daha fazla kâr hırsına yenik düşecektir günün sonunda. Daha şimdiden dünyanın birçok yerinde emperyalist sistem, kendisine öfke duyan ve giderek daha fazla örgütlenmeye açık olan yığınları açığa çıkarmıştır/çıkaracaktır.
Şimdi bu sürecin ezilen halklara büyük yıkımları, sefaleti sürekli gösteriliyor. Orta Doğu, Doğu Avrupa ve Afrika’da yaşanan savaş süreçleri halkları daha zorlu günlere hazırlıyor. Her gece bombalanan Beyrut’un, Tahran’ın ya da İsfahan’ın yoksul halkı, öfkesini kime yönelteceğini daha net biliyor. Halklar yoksul ancak geleceğe daha bir farklı bakıyorlar. Bombalarla sarsılan kentlerin baldırı çıplak çocuklarının, geleceğin büyük savaşçıları, gerillaları olacağını görmemek için kör olmak gerekir. Siyonist İsrail’in, emperyalist ABD’nin attığı her bomba; geleceğin devrimcilerini, komünistlerini yetiştirmede büyük çapta zemin hazırlıyor. Bugünün emekliyenini, yarının büyük savaşçısı yapacak; bugünün dağılmış ezilenlerini, yarının devrimi hazırlayan yığınları olacağı günleri harlıyor bugünün savaşçısı. Bu anlamda “gerçekler devrimcidir” belirlemesi savaş koşullarında, gerilla yaşamında daha bir anlam kazanıyor.
Kendi yolunu açan öncüdür gerilla…
Gerillanın coğrafya ile bağı, savaş ile doğru orantılıdır. Bir dönem uzun ve çorak toprakları kendisine kalkan eder, günü geldiğinde engin dağları mesken… Yeri gelirse, kalabalık kentleri… Bir kuru ağacın, yosunlu bir kayanın, yerin altındaki mağaraların, büyük kentlerin sokaklarının, kulübelerinin gerilla yaşamında bir savaş aracına dönüşmesi, gerillanın yaşamla kuruduğu bağda gizlidir. Sınıf isyanlarının/hareketlerinin ön saflarındadır. Sömürülen işçilerin sloganı haline gelir.
Mücadelenin en kızgın yerinde görev almak, gerillanın yaşama en gerçekçi bakışı ile alakalıdır. Savaşın içinde, görevin en ilerisinde, yaşam gerçekliğinin en fazla hissedildiği yerdedir gerilla. Açılan bir yolu işaret eder. Bu yolun en meşakkatli olduğunun bilincidir. Devrim tarihinin uzun yürüyüşlerinin, fırtınalı süreçlerinin, emperyalizme/faşizme/ataerkiye karşı vurulan darbelerin bilincidir.
Emperyalizmin, tüm maskeleri çıkarıp bir paçavra gibi kenara attığı bir süreçten geçiyoruz. Sadece kendi ve işbirlikçilerinin maskelerini değil, devrimci saflarda takılan revizyonizmin, reformizmin, legalizmin ve anti-MLM akımların maskelerini de bir kenara atar. Sadece ve sadece devrim mücadelesinde ısrar edenlerin, emperyalizme karşı, devrimci bir savaşı sürdürenlerin-gerillaların yürüyüşleri devam ediyor. Yeni yeni serüvenlere açılmanın zamanıdır. Yani gerilla zamanları… Gerilla olmanın baharıdır. Devrim kavgasına içtenlikle inananların vakti yakındır. Bir gerilla ruhuyla düşünüp, davranmanın; mülk dünyası ile hesaplaşmanın vaktidir.
Gerilla gözüyle yaşama bakmak, sınıf savaşımının ortasında olduğumuzu bilerek yaşamak demektir. Coğrafyası fark etmez, yaşadığımız/çal(t)ıştığımız alanların sınıf savaşımızın orta yerinde olduğunu hissetmek demektir. Neredeysek, orası mevzimizdir. Ya oradan yeni filizler yetiştireceğiz ya da tohumu olacağız. Toprak tohumsuz kalmamalı. Toprak yaşamın kaynağı olsa da yaşam vereceği tohumlar olmadan da yaşayamaz. Çoraklaşır, çöle döner. Bu nedenle tohum olma zamanlarıdır.
“Hesap sormamak olur mu? Cenk meydanında gösterilmeli, devrime gönül olmuş olan iradenin kırılmazlığı. Bir hesap sorma biçimi bu günlerde direnmek; baş eğmezlik en güçlü silahtır.
Oturmuş bir iç disipline sahip olmak… Zaman, biley taşı gibi kullanılır. Öfke örs, bilinç çekiç olur. Kavga şiarlarıyla, gidenlerin bıraktıkları mevziler hedef alınır. … Bir mermi, menziline göre hedefini belirlediğinde, bir kere ateşlendi miydi, durmaksızın giderdi. Kararsızlık göstermez. Durmayı düşünmez. Vazgeçmeye kalkıp geri dönmez. Yavaşlamak yoktur onun seyrinde. Bütün gücünü hedefine ulaşmaya harcar. Hedefine ulaşmanın yolculuğunda alır hızını. Ta ki menziline erene kadar. Kararlılık, netlik, ısrar ve cesaret bu zamanlarda çok önemli.”
Böyle not düşüldü bizden önce bu yolda düşenler için… Düşlerini gerçeğe dönüştürmek için bu yolu adımlayanlara adandı bu satırlar. Bugün bunların anlamını düşünmemek, hissetmemek olur mu? Onların ardıllarında bıraktıkları yollardaki, kenar papatyalarını görmemek için kör ve sağır; mevzilerde emperyalizmin tetikçisi olan faşist ve gericilere karşı savaşan, çocuk yaşta savaşçıların kararlılığını hissetmemek için yüreğimizin taş olması gerekirdi.
Koca koca emperyalist güçlerin çözemediği düğüm burada… Sürekli yenilenen ve yinelenen bir mücadele/savaş olgusu, bir türlü bitiremedikleri bir iktidar yürüyüşüdür bizimkisi. Bu kararlılık emperyalist savaş ve yıkımı tersine çevirecek yığınların gücünü açığa mutlaka çıkaracaktır. Vartinik kıvılcımından, Amed zindanlarına, gerilla alanlarına, kavga kentlerimize giderek büyüyor/büyüyecek başkaldırışlarımız. Kıvılcım yangına dönecek, yürekler harlanacak, ölümsüzlerimizin intikamı alınacak, halkımız elbette kurtuluşa doğru ayağa kalkacaktır. İktidara yürüyoruz; emperyalizmi, faşizmi döktüğü kanda boğmak için… Bu sadece bir zaman sorunudur.
Biliyoruz ki düşlerine hem yol hem de o yolun yolcusu olabilmek, insanın kendi ellerindedir. Onlar hem düşlerine giden yoldular hem de yolcuları… Ve Bakışlarımızı özgürlüğe uzanan kavga yollarına dikerek, çocuklar gibi coşkulu ve neşeli biçimde ufuklara doğru yolculuğa koyulduk.
(Bir gerilla)
(İtalikler “Düşleri gerçeğe dönüştürmek için…” isimli kitaptan alıntılanmıştır.)



