GüncelMakaleler

YORUM | Yüz On Birinci Yılında Ermeni Soykırımı Üzerine…

"Ermeniler, sınıfsal sömürü ve sınıfsal baskı ile birlikte dini inançları nedeniyle de devletin katmerli baskı ve zulmü altındaydılar. Ermeniler dini kimlikleri nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu tarafından baskıya alındığı gibi devlet kurumlarından ve toplumdan dışlanmıştı."

1915 tarihinde yapılan Ermeni Soykırımı, geçen yüzyılın en büyük soykırımlarından biriydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında gerçekleştirilen soykırım, aynı zamanda I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başladığı dönem yapıldı. Aradan yüz on bir yıl geçmesine karşın soykırıma -Ermenistan dışında- uluslararası alanda devletler nezdinde resmi ve bağlayıcı bir tavır takınılmamıştır. Her ne kadar, 24 Nisan tarihlerinde birçok devlet, soykırımı kınayan açıklama yapsa da, 24 Nisan’ı resmi soykırım günü ilan etmemişlerdir.

Ama dünya halkları gözünde ve kanaatinde, Ermeni Soykırımı gerçekleşmiş ve mahkum olmuştur dersek yanlış olmaz. Öyle ki, başta gelişmiş kapitalist ülkelerin toplumları olmak üzere, dünya halkları, Ermeni Soykırımı’nı bilmektedir. Uluslararası toplumların yargısına göre geçmişte böyle bir soykırımın gerçekleştiği genel kabul görmektedir. Nitekim her 24 Nisan’da bir takım ülkelerde, Ermeni diasporası tarafından soykırım kınanıp mahkum edilirken, dünya kamuoyunun kanaatine göre de soykırımın gerçekleştirildiği kabul edilmektedir.

Soykırımın en çok gizlendiği ve üstünün örtüldüğü ülke olan Türkiye’de Ermeni Soykırımı giderek daha fazla gündeme gelmeye başlamıştır. Yakın zamana kadar Türkiye halkından saklanan ve tabu olan soykırım, Hrant Dink’in katledilmesi sonrası giderek gündeme gelmiş ve tabu olmaktan çıkmıştır. Elbette ki, Türkiye toplumunun çoğunluğu, Ermeni sorununu hala devletin resmi doktrinine göre değerlendirmektedir. Toplumun çoğunluğunda devlet tarafından oluşturulan soykırımın inkarı ve Ermeni aleyhtarı önyargı hakimdir. Zaten devletin sanal ve bağnaz resmi doktrini aynı zamanda Ermeni aleyhtarlığını, soykırımın reddini de içeren doktrindir. Buna rağmen son dönemlerde soykırımın olduğunu gören ve kabullenen bir kesim de oluşmuştur. Bu kesimin kanaati ve yargısına göre soykırım olmuştur. Ve soykırım saklanan ve gizemli bir sorun olmaktan da çıkmıştır.

Nitekim Türkiye’de de soykırımla ilgili geçmişte bir türlü çıkmayan, yayınlanmayan kitaplar yayınlanmaya başlamış, yazılar yazılmış, gündeme gelmiş, tartışmaya açılmış, her 24 Nisan’da -leyhte ve aleyhte de olsa- tarihin belleği kazınmaya başlamıştır. Rum ve Asuri soykırımlarıyla birlikte Ermeni Soykırımı gündemde yer almıştır. Kısacası soykırım devletin çizdiği tarihin perde arkasında tutulan gizemli bir konu olmaktan çıkmıştır.

Ermenilere uygulanan sınıfsal ve dini baskı

Bilindiği gibi Ermenilerin çoğunluğu, uzun bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun hükmü altında yaşıyordu. 23 Ağustos 1514’te Yavuz Sultan Selim’in başında olduğu Osmanlı İmparatorluğu ile Şah İsmail’in başında olduğu Safevi (İran) orduları Çaldıran Ovası’nda karşı karşıya geldi. Savaşı Osmanlı devleti kazandı. İran sınırlarındaki Ermenilerin, Kürtlerin ve Alevilerin yaşadıkları toprakların önemli bölümü Osmanlı sınırlarına dahil edildi. Ayrıca Memlük Sultanlığı’nın hakimiyeti altında olan Adana, Mersin, Maraş, Antep gibi şehirlerden oluşan Kilikya bölgesi de, Yavuz Sultan Selim tarafından 1516-1517 yıllarında yapılan savaşla Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katıldı. Böylece Kilikya Ermenileri de Osmanlı İmparatorluğu’nun hükmü altına alındı. Ermenilerin yaşadığı toprakların İmparatorluğun ilhak ve zor yoluyla sınırlarına dahil edildiği ve sınırlarını genişlettiği dönem, devletin resmi doktrinine göre Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme dönemidir. Devlet tarafından bu feodal fetihçi ve ilhak dönemi topluma “kıvançla” yansıtılır. İmparatorluğun işgale, katliama, soykırıma, haraca dayalı tarihi topluma övgüyle empoze edilir.

Böylece Ermeniler ve topraklarının büyük kısmı, Osmanlı İmparatorluğu tarafından ilhak edildi. Ermeniler o tarihlerden itibaren feodal-fetihçi devletin zoraki tahakkümü altında tutuldular. Osmanlı devleti, başka halkların yaşadıkları toprakları hilafet ve saltanat kisvesi altında, kendisini İslamiyet’in dini ve sembolik lideri ve temsilcisi ilan ederek fethetmiş, sömürü ve tahakkümü altına almıştır.

Uzun bir dönem Osmanlı İmparatorluğu sınırları altında tutulan Ermenilere ve diğer Hristiyan halklara -dini inançları nedeniyle- dini baskı uygulandı. Ayrıca bu halklar, aşırı sömürüye de tabi tutuldular. Müslim-Gayrimüslim halkların üretiminden aşar (ürün vergisi), vergi-i mahsusa (hane vergisi), arazi vergileri, hayvan vergileri alındı. Ayrıca Ermeniler ve diğer Hristiyan, müslüman olmayan halklardan cizye vergisi, muafiyet vergisi, gümrük ve bac vergileri adı altında vergiler alındı. Ayrıca gerileme döneminde “Ermeni Milleti Vergisi” ile kestikleri vergileri daha artırdılar. Kısacası Müslüman halklarla birlikte Hristiyan halklar giderek artan boyutlarda vergiye tabi tutuldular. Bir başka deyişle feodal-fetihçi devletin baskı ve tahakkümü altında halklardan devamlı artan boyutlarda haraç alındı. Hristiyan olan Ermenilerden, Rumlardan, Süryanilerden alınan haracın miktarı daha fazlaydı. Ürün-rant ve para-rant sömürüsü kesilen haraçlarla giderek tırmanıyordu.

Kısacası Ermeniler, sınıfsal sömürü ve sınıfsal baskı ile birlikte dini inançları nedeniyle de devletin katmerli baskı ve zulmü altındaydılar. Ermeniler dini kimlikleri nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu tarafından baskıya alındığı gibi devlet kurumlarından ve toplumdan dışlanmıştı. Böylece Ermenilere reva görülen sömürü, tahakküm ve baskı bu mertebede yürütülürdü. Bu konumları nedeniyle devlet tarafından millet-i mahkum (mahkum millet) statüsünde tutulurlardı. Yani Ermeniler toplumun tüm kademelerinden mahkum edilen toplumdu. Ermenilerin bu konumu İmparatorluğun sonuna kadar sürdürülmüştür.

Ulusal yapıya kavuşan Ermeniler ve Soykırım

Yukarıda değindiğimiz gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihsel koşullarında Ermenilerin ezici çoğunluğu köylü oldukları için bir taraftan sömürü ve sınıfsal baskı altında tutuldular. Diğer taraftan Hristiyan olduklarından katmerli boyutlarda dini baskı altında kaldılar. 19. yüzyılın başlarından itibaren giderek ulusal yapıya kavuşan Ermeniler, gördükleri baskı ve tahakküme ek olarak ulusal baskı ve tahakküme de tabi tutuldular. Giderek doğal ekonominin yıkıldığı Ermenilerin yaşadıkları topraklarda pazar birliğinin, toprak birliğinin, dil birliğinin, kültür birliğinin oluşmasıyla yeni bir yapıya, ulusal yapıya kavuştular. Ulusal yapıya kavuşan Ermeniler kendilerini ulusal kimlikle ifade edemediler. Kendilerini ulusal konumlarıyla yansıtamadılar. Kendilerini mensup oldukları ulusal yapıyla dile getiremediler. Kısacası, uluslararası kapitalizmin nüvelerinin Ermenilerin yaşadıkları topraklarda kendisini göstermesi, üretim ve sosyal yapıların gelişmesi, saf feodalizmin çözülmesi, kapalı ekonominin yıkıma uğraması sonucu, Ermeniler ulusal konuma ulaştılar.

Ama kendilerini ulus olarak özgürce yansıtamadılar. Çünkü ortaçağın devleti Osmanlı İmparatorluğu ulusal yapıya, ulusal topluluğa yabancı bir devletti. Uluslaşmaya yabancıydı. Ulusal yapıya ve ulusal kimliğe karşıydı. Bunun sonucu -diğer uluslara olduğu gibi- Ermenilerin kavuştukları toplumsal birlik olan ulusal kimliklerini özgürce dile getirmelerine müsaade etmediler. Feodal fetihçi devlet topraklarını işgal ettiği, haraca bağladığı, katmerli baskı ve tahakküm altına aldığı toplumların ulusal yapıya kavuşmalarına da karşıydı. Balkan savaşları bunun için çıkmıştı. Nasıl ki, Yunanistan’ın, Sırpların, Sılavların, Arnavutların, Bulgarların, Romenlerin, Boşnakların ulusal konuma kavuşmaları, Osmanlı İmparatorluğu için tezat teşkil etti ve bu ulusları bastırmak istediyse; Anadolu’da da Ermenilerin, Rumların ulusal konuma ulaşmasına karşı baskı ve saldırılarını üst boyutlara tırmandırdı.

Bunun sonucu Osmanlı Devleti, I. Paylaşım Savaşı döneminde Küçük Asya’daki (Anadolu) Ermenileri, Rumları, Süryanileri katletti. Onları topraklarından zoraki tehcire zorladı. Binlerce yıl yaşadıkları topraklardan men edilen Ermenilerin ezici çoğunluğu tehcir yollarında soykırımla yok edildiler. Soykırımı yapan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Ermenileri yok etti, yaşadıkları topraklarda Ermenilerin demografik yapısını, izlerini silmeye çalıştı. Bu soykırım, Kurtuluş Savaşı’yla tamamlandı. 1919-1923 yılları arasında “Kurtuluş Savaşı”ında Maraş, Antep, Urfa, Erzurum, Erzincan, Kars vb. illerde kalan Ermeniler de yok edildiler.

Geçmişin Ermeni soykırımı ve günümüzdeki boyutu hala güncelliğini devam ettirmektedir. Bu vesileyle yüz on birinci yılında Ermeni Soykırımı’nı ve beraberinde Rumların, Süryanilerin soykırımını bir kez daha kınıyoruz. Soykırımın arkasındaki güçleri bir kez daha lanetliyoruz.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu