GüncelMakaleler

DÜNYA | Sandıktan Sürekli Zafer Çıkıyor: Peki Bu Sandıklar Kimin?

"Burjuva demokrasisindeki seçimlerde sandıktan her zaman burjuva ideolojisinin zaferi çıkacaktır. Zira sandıkları kuran burjuva devletinin ta kendisidir"

12 Nisan’da gerçekleşen Macaristan genel seçimlerindeki sonuç, epey yankı uyandırdı ve parlamentarizmin de başarılı olabileceğine dair safsatalar bir kez daha kendisini gösterdi. Seçim sonuçlarının uzun süre aynı olduğu ve nihayetinde farklı bir sonucun ortaya çıktığı seçimler son zamanlarda, elbette R.T.Erdoğan’ın uzun süreli iktidarı sebebiyle, mutlaka gündeme yerleşmektedir.

Reformist ve merkez siyasetlerin vaat edebilecekleri tek şey, işte bu niteliksiz zaferlerden başka bir şey değildir. Bu meseleyi Macaristan genel seçimleri bağlamında ele almak verimli olacaktır. Zira Macaristan on milyonluk nüfusu ve kompakt yapısıyla ulus devletin ve burjuva liberal siyasetin anlamlandırılabilmesi ve geldiği noktayı görebilmemiz için iyi bir örnektir.

Macaristan, 20. yüzyılda tıpkı diğer Doğu Avrupa ülkeleri gibi revizyonizmden ve reformizmden nasibini almıştır. Moskova’dan esen revizyonist rüzgârlar, Batı’dan esen liberalizm rüzgârlarıyla birleşmiş ve Avrupa’nın doğusunda yoğun bir belirsizliğe ve toplumsal aşınmaya neden olmuştur. Macar Sosyalist İşçi Partisi’nin iktidardan çekilmesiyle, aynı zamanda temsili de olsa Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle, Macaristan’da burjuva liberal siyaset doğrudan kendisini göstermeye başlamıştır.

Tüm bu sürecin çalkantısında anti-komünizm şaha kalkmış ve komünizm düşmanları kürsüleri doldurmuştur. İşte bugün tahtından olan Viktor Orban da bu kumpanyanın içinden birisidir. 1990’daki “özgür” seçimden beri siyaset arenasında yer alan Orban, 2010 yılına kadar bir kez koalisyon hükümetinde, genellikle de muhalefette olmuştur. 2010 yılından 2026 seçimlerine kadar ise mutlak çoğunlukla hükümeti yönetmiştir.

O günlerin Orban’ı ve temsil ettiği liberalizm dalgası, sosyalizmin tüm değerlerine ve ilkelerine karşı bir tavır geliştirerek, aynı zamanda sağ siyasetin değer ve ilkelerine de güya tavır göstererek merkez siyasetin kudretine övgüler yağdırmıştır.

Bu Doğu Avrupa ülkelerinin neredeyse hepsinde gelişen siyasi bir fenomen olmuştur. Zira sosyalizmde kolektif bir inşaya doğru ilerleyen ya da ilerlemesi umulan emekçi kitlelerin toplum bilinci, revizyonizmle birlikte bir çeşit şovenizme yönelmiş, liberal siyasetin basıncı karşısında ise şovenizm ve muhafazakarlık her geçen gün güçlenmiştir. Orban’ın liberalizmi zamanında öylesine yoğundu ki “Açık Toplum Enstitüsü” adı verilen ve George Soros tarafından finanse edilen ağlar tarafından fonlanmıştır. George Soros aynı zamanda Macaristan doğumludur. Öyle ya, liberal Orban, yıllar içerisinde komplo teorileriyle donanmış sağ siyasetin olmazsa olmazı Soros karşıtlığına da soyunacaktır.

Magyar ile Orban arasındaki fark nedir?

Macaristan siyasetinde esen liberal rüzgar, yıllar içerisinde yerini sağ siyasete, milliyetçiliğe, ırkçılığa ve hatta Turancılığa bırakmıştır. Orban başından beri popülist söylemleri ve halkın en geri taleplerini karşılamayı görev edinerek mutlak siyasi gücünü korumayı başarmıştır.

Yabancı düşmanlığı, LGBTİ+ düşmanlığı, pragmatist siyaset vs. Orban’ın da bir parçası olduğu liberal Macaristan siyasi arenası “sosyalizm” sonrası geçişlerin en iyi örneklerinden biri olarak emperyalist merkezler tarafından takdir ediliyordu. Orban ve benzerleri özgürlük savaşçıları olarak anılıyordu. Bu özgürlük savaşçılarının yarattığı şovenist ve sağcı siyasi akımlar, kapitalist pazarın Macaristan halkına yaşattığı şokla birleşince ortaya çıkan şey popülizmin başını çektiği mutlak bir sağ siyaset sahnesi oldu.

Hal böyleyken Orban’ın temsil ettiği milliyetçi siyasete özgü oyun bozan ve ortaklaşmak için kendini dayatan rolü üstlenerek Avrupa Birliği siyasetinde kendisini gösterdi. Uluslararası siyasette ikili oynayarak kazanma yaklaşımı ya da retoriği, tıpkı R.T.Erdoğan gibi Orban’ı bir anlamda şöhretli birine evriltti. Orban’ın Rusya ve Çin ile kurduğu ilişki AB’yi rahatsız ediyordu.

Sosyalizme, LGBTİ+lara, kadınlara, göçmenlere ve doğaya düşman siyasetlerin yükseldiği dünyada Macaristan “liberal” olmayan ülkeler kümesine alınmaya başlamıştı. Ancak bu liberal dünyanın değerlerine karşı gelindiği için değil, açıktan düşmanlık beslendiği için gerçekleşmiştir. Liberal siyaset taktığı maskelerle bu kimlikleri ve olguları eğip büküp yeniden burjuva liberal siyasete entegre etmektedir.

Öte yandan Trump hükümeti gibi örnekler, Avrupa’daki ırkçı akımlar ya da Elon Musk gibi iş dünyası fenomenleri, böylesi maskeleri düşürmektedir. Burjuva siyaset bu tür buhranlara, faşist eğilimlere ve halk düşmanı demagojilere bağlıdır, her daim heybesinde taşır.

Bu taraflaşmaların ve Orban’ın mutlak hükümetinin doğrudan ya da dolaylı şekillerde Macaristan ekonomisinde yarattığı sarsılma, toplumda her ne kadar statüko ve temsil ettiği siyaset karşılık bulsa da, AB yanlısı bir liberalizm çağrısını güçlendirmiştir. İşte bu süreçte ortaya çıkan Peter Magyar, -ki kendisi Orban’ın eski kurmaylarındandır- bu çağrının liderliğine soyunmuştur. Çeşitli siyasi skandallarla şöhret kazanan Magyar, son seçimde mutlak çoğunlukla ve rekor katılımla seçimi kazanmıştır.

Orban’ın yenilgisi ve Magyar’ın genç ve dinamik görüntüsü buradaki liberallerimizi ve reformistlerimizi heyecanlandırmıştır. Ancak bilmek gerekir ki, Macaristan’daki parlamento da hükümet de ana muhalefet de üçüncü parti de sağcı ve milliyetçidir.

Burjuva siyasetin bir ulusa dayattığı şey işte bu çıkmazdan ibarettir. Şimdi ise liberal diye pazarlanan Magyar ile zamanının Orban’ı arasındaki fark nedir? Peşinen söyleyelim, koca bir hiç. Doğrudur, halkın kimi özlem ve taleplerini karşılayacak nüans farkları olacaktır. Macaristan, Ukrayna’daki savaşta daha farklı roller üstlenecek, Avrupa yanlısı hamlelerle AB’nin küresel ekonomide yaşadığı sürece destek ve ortak olacak, Orban medyasının çözülmesiyle görece özgürlük rüzgarları esecektir vs.

İkiyüzlülük, burjuva siyasetinin ta kendisidir

Liberal demokrasiyi biçimsizleştiren, AB’nin demokratik değerlerine yakışmayan Orban’ın yenilgisi, liberallerce alkışlanmaktadır. Öyle ya, halkına düşman bu kişi, artık koltuğu bırakmalıydı… Peki ya AB’nin binbir anlaşma imzaladığı R.T.Erdoğan? Ya da AB’nin koşa koşa gidip elini sıktığı Alevi ve Kürt katili Colani? Basra Körfezi’ndeki emirler, krallar? Bunlar liberal demokrasinin neresine denk düşmektedir?

AB “demokrasisi”, kendisinden uzakta ve kendi kar düzenine zarar vermedikçe hiçbir güce karşı değildir. Hatta en geri siyasi çizgileri bile kendi faydasını gözeterek desteklemektedir. Kapitalist merkez, liberal demokrasi adı altında dev bir sahne sergilemektedir.

Bu, Hitler faşizmi yükselirken de böyleydi, günümüzde de böyledir. Burjuva ideolojisinin çarpık bir biçimde şekil vermeye çalıştığı insan hakları, özgürlük, kimlik tartışmaları, ulus sorunları gibi meseleler açıkça tiyatrodan ibarettir.

Burjuva siyaseti hem bu alanları istismar ve manipüle ederek kitlelerin mücadele enerjilerini boşa düşürmektedir hem de karşısında palazlanan siyasetlerin önünü açarak onlara halk hareketindeki olası bir yükselişe karşı fren görevi vermektedir. Bu, burjuva siyasetin omurgasıdır. Burjuva liberal siyaset arenasında yükselen ırkçı akımlar ya da güya karşısında konumlanan liberal akımlar tek tük nüans farkları dışında bir anlam ifade etmemektedir. Dolayısıyla bu devletlerin her biri, kendi burjuva sınıflarına ait bir diktatörlüktür ve haliyle onların kolektif ve kümülatif çıkarlarını temsil etmektedir.

Macar hakim sınıfları, Macaristan emekçi kitlelerine uzun yıllardır milliyetçi, şovenist siyaseti dayatmaktadır. Aynı zamanda AB-Rusya çekişmesinde almak istedikleri pozisyon itibariyle, klikler ve nüans farkları ortaya çıkmaktadır. Nihayetinde bunun halkta yaratacağı yalnızca biçimsel ve manipülatif etkiler olacaktır.

Yıllardır Macaristan halkını sömüren, ona yalanlar söyleyen, şovenist anlatılarla aklını karıştıran, diğer milletlerden işçilere düşman eden, halka nefret kusan yalnızca Orban değil, çevresindeki halk düşmanları, burjuvazi, işbirlikçiler, parazit takımı ve benzerleridir.

Bilmek gerekir ki, Magyar’ın zaferiyle iktidara gelecek olanlar bu saydıklarımızdan farklı ol(a)mayacaktır. Ve yine bilmek gerekir ki, burjuva demokrasisindeki seçimlerde sandıktan her zaman burjuva ideolojisinin zaferi çıkacaktır. Zira sandıkları kuran burjuva devletinin ta kendisidir. Buralardan kurtuluş beklemek, hele ki popülizmin popülizmi yendiği böylesi vaziyetlerde, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu