GüncelMakaleler

YORUM | Golodya Yolunda

"Ermeni yetimlerini Cemal Paşa’nın şefkatli ellerine bırakma kararı soykırımcıların insancıl duygularından kaynaklanmıyordu. Yetimleri zorla Türkleştirme ve zorla İslam’a geçmeyi amaçlayan sinsice tasarlanmış acımasız bir pusuydu bu."

Antura Yetimhanelerinde katledilen Ermeni çocukların anısına…

Binlerce yıl emekle çalışmaktan, üretmekten başka bir şey bilmeyen, çevresine dost Ermeni halkı taşı toprağa, toprağı ise cennete dönüştürmeyi amaçlayarak yaşadı. Bir sabah vakti “Ermenilerin güvenli bölgelere nakledileceği, birkaç ay içerisinde evlerine tekrar dönecekleri” haberi her tarafa yayılır. Lanetli haber, kaygılı gecelere düşer. Devlete güvenmek gerektiği, mallarına mülklerine bir zarar gelmeyeceği, bir süre sonra evlerine dönebilecekleri söylenir. Bundan birkaç ay önce de eli silah tutan erkekler, gençler toplanır. Gidip de dönmeyenlerin yolculuğu ölüm, yıkım ve ağıt olur. Gidenlerin yaraları kuruyup iyileşmeden, tehcir kararıyla birlikte Ermeni kadın ve çocukların çıplak ayakları taşa, toprağa basarak geride sayısız ölüm bırakır.

“Ülkenin ve Ermenilerin güvenliği için” yalanına Ermeni halkı inanmasa da başka bir alternatifleri olmadığından son hazırlıklarını yaparak, götürebilecekleri eşyalarını toplayarak bilinmezlik dolu tehcir yoluna düşerler. Tüm yürekleriyle bağlı oldukları topraklar, binlerce yıl içinde edindikleri yurt, ellerinden koparılarak zorla alınır. Ölüm yollarında ölmeye ve mezarsız kalmaya mahkum edilirler. Ermenilerin evlerine tarla ve bahçelerine yuva bozanlar çöker. Yuva bozanlar, kendilerine “Cumhuriye Turki” adı ile imha ve inkar üzerine kurulu ulus-devlet temelli bir Türk anavatanı inşa eder.

Suçları Ermeni olmak olan, Ermenice konuşanların günleri cehennem olur. Bir parça ekmeğe muhtaç, bir damla suya hasret kafilelerle ölüm yolculuğuna çıkan Ermeniler, geride tanımı mümkün olmayan, yürek yakan acılar ve kapanmayan yara gibi bir özlem bırakır.

Hiçbir söz ve cümle yaşanan Ermeni Soykırımı’nın karanlığını anlatamaz ve yaşananları tanımalayamaz. Ermeni Soykırımı, kitlesel tehcir, açlık susuzlukla ölüm yollarında toplu kırım olduğu gibi en önemli sac ayaklarından biri de binbir zorlukla ölümden kurtulan Ermeni yetimlerin “Modern Türk eğitimiyle topluma kazandırma” adlı asimilasyon programıyla zorla Türkleştirilmesidir. Çıktıkları belirsizlik ve karanlık dolu ölüm yolculuğunda, ceset dolu tarlalarda sağ kurtulan çocuklar, zorla Türk ocaklarında ellerine Türk bayrağı, Cemal Paşa’nın fotoğrafları tutuşturularak Türkleştirilmeye zorlanır.

Zorla sökülüp bilinmezliğe ve yok olmaya sürüklenen yetim Ermeni çocukların yaşama tutunma çabalarının anlatımı ve hikayesi bitmez. Küller içinde debelenerek kurtulan her Ermeni çocuk koynunda bir soykırım belgesi taşır. Hafızası karanlık, anıları yaralıdır. Büyük felaketin gölgesinde büyümeye çalışan çocuklar bu kez başka bir vahşeti yaşarlar. Yetimhane denilen işkencehanelerde zorla Türkleştirilmeye çalışılır.

Sahipsiz kimsesiz, yetim kalan çocukların soykırımcı Türk muktedilerinin zorbalık ve işkence dolu ilkel yöntemleriyle Türkleştirilmeye çalışılması tıpkı 5 Nolu Amed Zindanlarındaki uygulamaları hatırlatır. Bu kan ve zulüm dolu iğrenç politikanın uygulayıcılarının başında İttihat-Terakki’nin önde gelen kadrolarından Cemal Paşa, Halide Edip Adıvar ekibi gelir. Ölmeyip ayakta kalan çocukların toplatıldığı yetimhanelerde, çocuklara zorla Türkçe isimler verilir. Ermenice konuşmaları, Ermeni isimleriyle çağrılmaları yasaklanır. Baskı ve şiddetle çocukların dili, inançları inkara zorlanır. Bu utanç verici asimilasyon politikasına ve uygulamalarına direnç gösterip karşı çıkan yaşları 5-7-9-11 olan çocuklar falakaya yatırılır, günlerce aç bıraktırılır. Yetişkin bir insanın bile dayanmasının zor olduğu Osmanlı işkencelerine yetim Ermeni çocuklar büyük bir kararlılık ve iradeyle direnir. İsim değişikliğini kabul etmeyen Türkçe konuşma kuralına karşı direnen çocuklar diğer çocukların gözleri önünde falakaya yatırılır. Her bir “kuralsızlığın” cezası aynı yoğunluk ve şiddette olmasa da kimse ayak tabanlarına inen falakadan kurtulamaz. Çocukların dehşet dolu acı feryatları, gökyüzüne ve geride açlıktan susuzluktan sıtmadan ölen annelerinin çölde kalan cesetlerine ulaşır.

Çocuklar bu açlık falaka dolu işkenceli modern Türk eğitim sistemine dayanamaz. Ölümler yaşanır. Açlık, sıtma ve birçok bulaşıcı hastalıktan, bakımsızlıktan çocuklar tıpkı yollarda düşen anneleri gibi ölüme uzanır. Firar eden, intihar eden çocukların sayısı hesaplanmaz bile. Yetimhanelerin bahçesi açlıktan hastalıktan ölen yetim çocukların kemikleriyle dolar. Ve geride kalan aç çocuklar ölmemek için bahçede gömülü olan çocuk kemiklerini kırıp ufaltarak yemeye çalışır.

Açlıkla, işkenceyle “yola, kurala, disipline” gelmeyen çocukların dillerinden yarım yamalak Türkçe kelimeler dökülüp bazı sözler çıksa da yürekleri ve dilleri hep Ermeni kalır. Annelerinin öğrettikleri dili ve gerçek isimlerini asla unutmazlar.

Gözlerinde, yüzlerinde güneş taşıyan, nehir gülüşlü analar, gündüzleri güneşi, geceleri ay ve yıldızları oyun arkadaşı yapan çocuklarının yardımına yetişemez.

Ermeni yetimlerini Cemal Paşa’nın şefkatli ellerine bırakma kararı soykırımcıların insancıl duygularından kaynaklanmıyordu. Yetimleri zorla Türkleştirme ve zorla İslam’a geçmeyi amaçlayan sinsice tasarlanmış acımasız bir pusuydu bu.

Sultan Abdulhamit’ten İttihat Terakki’ye ve Kemalist hükümete kadar uzanan 1895-1909-1915 katliamları, Türk-Ulus devleti, “homojen Türkiye” yaratma amaçlıydı.

Soykırımcılar birçok şeyi yıkmış yerle bir etmişti. Ancak Ermenilerin varlığına damga vuran o ateşi söndürememişti. Küllerin altında gizlenen bu ateş, yeniden tutuşmuş Ermeniler için karanlık görünen ufuk yine aydınlanmıştı. “Ölmeyip de sağ kurtulan iki Ermeni yanyana geldiğinde orada yeni bir Ermenistan ve yaşam kurar” sözü aradan 111 yıl geçse de gerçek olmaya devam ediyor. Küllerinden var olma ateşi Ermeni halkının direniş ve yaşam kodu olur.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu