
Bu yıl bir kez daha büyük bir kitle tarafından 24 Nisan anıldı. Her yaştan, her şehirden katılan insanlar adeta farklı renkten güller ve çiçekler bahçesine çevirdi, kırlangıçlar tepesini (Sziszernagaberd).
Sabahın erken saatlerinde başlayıp akın akın Yerevan’ın farklı semt ve bölgelerinden gelen halk; soykırım mağdurlarını, kardeşlerini ve büyüklerini unutmadı. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da görkeminden bir şey kaybetmeden 24 Nisan kurbanları anıldı.
Soykırım anıtının bulunduğu Kırlangıç Tepesi’ne, dünyanın birçok ülkesinden gelen Ermeniler; farklı dilleri konuşan, vicdan ve onur sahibi insanlar, ellerinde önceden aldıkları farklı renkteki çiçeklerle yan yana, kardeşçe yürüdü. Yol boyunca Ermeni ağıtlarının dillendirildiği müzik eşliğinde yürüyen insanlar geçmişten geleceğe doğru biraz hüzünlü, biraz düşünceli ve biraz da kaygıyla yürüdü.
Ermeniler, Kürtler, Ezidiler, Asuriler, Türkiye’den gelen misafirler, Ruslar, Ukraynalılar ve Hindistanlılar yan yana yürüdü. Benzer duygu ve bakışlarla 111 yıl önce katledilen sayısız Ermeni kadın ve çocuğun hatırasını yaşatma amacıyla yürüdü. “Bir daha asla”, “Bir daha yaşanmasın” dileği ve temennisiyle yüründü. Barış içinde, birbirlerini rahatsız etmeden, saygı içinde yürüyenler 24 Nisan’ın ağır hatırasının bilincindeydi.
Ağır bir hüzün içinde çocuklarının ellerinden tutarak yürüyen Ermeni kadınlar, geçmişin ağır hatırasının yeniden yaşanmaması için, çocukları yetim kalmasın diye sıkıca çocuklarının ellerinde tutup en önde yürüdüler.
Türkiye’de kimliğini, dilini özgürce yaşayamayan Kürtler, Ezidiler, Asuriler kardeş Ermeni halkıyla birlikte yan yana benzer duygu ve düşüncelerle yürüdüler.
Bu yılki 24 Nisan anma yürüyüşü, kendi içinde birçok anlamı ve değerlendirmeyi barındırmaktadır. Alttakiler, yani kaderlerini, yaşamlarını kendi ellerine özgürce almak isteyen sayısız renk, dil ve çiçek bir arada yürürken, diğer yandan yönetimde, hükümette olanların yürüyüşe katılma kaygıları ve amaçları farklıydı. Kendilerini halka daha fazla gösterme “Ne kadar iyi bir Ermeni olduklarını anlatma” kaygıları ön plana çıkıyordu. Farklılıkları, giydikleri elbiseler ve etraflarındaki korumalardan da anlaşılıyordu.
Her sınıf, her halk kendi renkleri, istem ve talepleriyle birlikte yürüdü. Ve Kırlangıçlar Anıtı adeta “kan yerine dünyaya her renkten çiçek gerekir” diye haykırıyordu.



