
DKP/Birlik, DKP/BÖG, MKP, MLKP, TKEP/L ve TKP-ML, Rojava Devrimi’ne ilişkin bir ortak açıklama yayımladı.
Açıklamada, Ortadoğu’nun tarihsel olarak emperyalist müdahalelerle şekillendirildiği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:
“20. yüzyılın ilk çeyreğinde, başını İngiliz-Fransız emperyalistlerinin çektiği emperyalist ittifak, Ortadoğu’nun bugünkü siyasal haritasının oluşturulmasında belirleyici oldu. Sykes-Picot Antlaşmasıyla da bu siyasal haritaya mührü basmış oldular.”
Bugün bölgenin yeniden dizayn edilmek istendiği belirtilen açıklamada, emperyalist güçlerin enerji kaynakları ve bölgesel hakimiyet hedeflerine dikkat çekilerek, “ABD emperyalizmi ve İsrail siyonist devleti, kapitalist üretimin temel hammadde kaynaklarından olan enerjiyi ve bu enerjinin emperyalist metropollere taşınma güzergahlarını denetim altına almak… stratejik hedefiyle hareket ediyor” denildi
Açıklamada, Ortadoğu’daki güncel çatışmalara da değinilerek, bölgede süren savaşın emperyalist güçler arasındaki rekabetin yeni bir aşaması olduğu ifade edildi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“20. yüzyılın ilk çeyreğinde, başını İngiliz-Fransız emperyalistlerinin çektiği emperyalist ittifak, Ortadoğu’nun bugünkü siyasal haritasının oluşturulmasında belirleyici oldu. Sykes-Picot Antlaşmasıyla da bu siyasal haritaya mührü basmış oldular. Ancak Ortadoğu gerek jeostratejik gerekse de jeopolitik konumu nedeniyle geride kalan yüzyılda da emperyalistler arası rekabetin mekanı olmuştur.
Bugün bu rekabette yeni bir aşamaya geçilmiş ve Ortadoğu’ya yeni bir dizayn dayatılmaktadır. ABD’nin Ortadoğu sömürge valisi Tom Barrac, daha göreve geldiği ilk günlerde, Sykes-Picot’un artık ömrünü doldurduğunu söylemişti. ABD emperyalizmi ve İsrail siyonist devleti, kapitalist üretimin temel hammadde kaynaklarından olan enerjiyi ve bu enerjinin emperyalist metropollere taşınma güzergahlarını denetim altına almak, Ortadoğu kapitalist pazarının emperyalist pazarla entegrasyonunu derinleştirme stratejik hedefiyle hareket ediyor. Bunun için, “Şii direniş ekseni tasfiye edilmeli ve Çin’in Ortadoğu’daki etkisi kırılmalı.”dır. Fakat Şii direniş ekseni, şimdiye kadar kolları ve gövdesiyle bu ABD merkezli emperyalist entegrasyona karşı direndi. Direnişin ana kumanda merkezi İran, hala direnmeye devam ediyor. Şimdi Ortadoğu’da bir yandan İran ve diğer yandan başını ABD ve İsrail’in çektiği şiddetli bir savaş devam ediyor.
ABD-İsrail’in İran’a yönelik başlattıkları savaş ve savaş eksenli konumlanmalar, aynı zamanda emperyalizmin yaşadığı krizle, 20. yüzyıla ait tüm emperyalist cepheleşmelerin de aşılmakta olduğunu, emperyalistler arası ittifaklaşmada yeni bir döneme girildiğini en net biçimde açığa çıkardı.
Ortadoğu’nun yeniden dizaynı ve Rojava
ABD’nin başını çektiği batı emperyalistleri, diğer şeylerin yanı sıra, ama aynı zamanda üçüncü bir emperyalist savaşa hazırlık kapsamında Suriye’de de Esad iktidarını devirdiler.
Bilindiği gibi, ABD, 2025 yılı son aylarında yayınladığı yeni güvenlik doktriniyle, merkezi devlet yapılanmaları dışındaki tüm oluşumların merkezi devletlere entegrasyonu planını açıklamıştı. Suriye’nin başına HTŞ’nin getirilmesi, batı emperyalizmine bağlı, bütünleşik bir Suriye’nin inşası hedefiyle gerçekleşmiştir.
Esad’ın devrilmesiyle beraber HTŞ yönetimindeki Suriye’yi, tam da ABD emperyalizmi ve ortaklarının belirlediği rotaya soktular. Suriye pazarının bütünleşik bir biçimde yeniden örgütlenmesi ve emperyalist yağmaya engelsiz bir biçimde açılması konusunda HTŞ’nin bir itirazı yok. Buna bağlı olarak da konumu güçlendiriliyor. Suriye’nin güncel ve orta vadede İsrail’e yönelik olası bir tehdite karşı, Şam’ın güneyinde İsrail denetiminde tampon bölgeler oluşturuluyor. Suriye’de tam bir fiziki tasfiye saldırısına dönüşmüş Alevilere yönelik saldırılara ses çıkarmayanların, Süveyda için seslerini yükseltmeleri, Dürzi halkları için değil, İsrail güvenliği eksenli araçsal bir ilişkidir.
“Rejim artıkları” denilerek Alevilere yönelik fiziki tasfiye saldırıları, mezhepsel bir kırım olduğu kadar, aynı zamanda Esad rejiminin toplumsal tabanını da tehlike olmaktan çıkarmak içindir. Diğer bir amacı Alevi Arap halkları içinde İran’ın desteklediği yeni örgütlenmelerin oluşmasını engellemektir.
Bir İngiltere-ABD projesi olan HTŞ’nin, bütünleşik bir Suriye inşası için önündeki en önemli engellerden biri, Kürtler, Kuzey Doğu Suriye Demokratik Özerk yönetimidir. ABD emperyalizmi ve koalisyon güçlerinin Rojava’daki varlıkları, Esad rejimi yıkılıncaya kadar esas olarak bu tasfiyeye odaklıdır. Kürtlerle ve Rojava’yla kurulan ilişkinin çerçevesini de İran’la birlikte Şii direniş ekseninin önemli bir gücü olan Esad rejiminin yıkılması stratejik hedefi oluşturdu.
Buna bağlı olarak Rojava ve Kuzey Doğu Suriye’de kendini var etmiş Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetiminin tasfiye edilmesi gerekiyordu. 2025 yılında HTŞ Şam’a yerleştirilirken Rojava’ya yönelik lokal saldırılar ve çatışmalar devam etti. Ancak 2026 yılının 6 Ocak tarihinde, yeni bir aşamaya geçilmiş oldu. Şeyh Maqsut ve Eşrefiye mahallelerine yönelik kapsamlı bir tasfiye saldırısı başlatıldı. Açık ki bu plan, 5 Ocak’ta Paris’te HTŞ ve siyonist İsrail arasında yapılan anlaşmayla yürürlüğe sokuldu. Aynı günlerde AB’den bir heyet, Şam’ı ziyaret ederek bu tasfiye saldırısına tam destek verdiğini gösterdi. ABD, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan, İngiltere zaten bu planın asli özneleriydi. Açıktır ki NATO eksenli emperyalistler, yerel işbirlikçi devletleri ve güdümündeki çete yapılanmaları bir bütün Rojava devrim kazanımlarına karşı bir konumlanma içine girmişlerdir.
Tasfiye saldırısının ilk adımı, Şeyh Maqsut ve Eşrefiye’ydi. Bu saldırının hedefinde Kuzey Doğu Suriye Demokratik Özerk bölgesinin tümü vardı. Süreç içinde oluşmuş emperyalistlerden beklenti ve “demokratik entegrasyon” stratejisine bağlı geliştirilen müzakere sürecinin siyaset tarzı, bu kapsamlı tasfiye saldırılarına karşı mücadelede ilk başlarda bir siyasi kararsızlık yaratmıştır. Bu siyasi kararsızlık, askeri güçlere de elbette yansımış ve esas olarak, ciddi bir savaşa girilmeksizin HTŞ’nin Haseke kapılarına kadar dayanmasına neden olmuştur. Rojava devrimi, varlık-yokluk sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Bu saldırı karşısında, önemli mevzi kayıpları verilmiştir. Bu anda, demokratik özerk yönetim tüm birimleriyle yeni bir direniş başlatmıştır. Başta dört parça Kürdistan olmak üzere, Türkiye, Avrupa ve dünyanın bir çok yerinde kadınlar, gençler, ezilen halklar ve sosyalist, devrimci, demokrat ilerici örgütler, aydınlar, sanatçılar ayağa kalkmış ve Rojava devrimini ve kazanımlarını savunmuştur. Büyük bir enternasyonal dayanışma gösterilmiştir. Rojava devrimini savunmak için bu güçlü ayağa kalkış, Rojava halklarının direnişine güç katmış, kararlılığını büyütmüştür. Kobane direniş ruhunun hala capcanlı olduğu ortaya konulmuştur.
Öte yandan sırtını batı emperyalistlerine dayamış ve gücünü buradan alan HTŞ’nin saldırıları, bugünde Rojava devriminin kazanımlarını bir bütün olarak yok etmek için devam etmektedir.
Rojava devrimi bizimdir; kadınlarındır ve birlikte yaşayan ezilen halklarındır
Rojava devriminin inşasında ve savunmasında yer alan Türkiye devrimci hareketinin bileşenleri olarak diyoruz ki;
Bugün, HTŞ iktidarı, ona yol veren emperyalistler ve başta faşist Türk devleti olmak üzere gerici bölge devletleri, HTŞ ve Demokratik Özerk Yönetim arasında varılan anlaşmanın gereklerini bile yerine getirmeyerek, Rojava devrimini idari özerklik zemininden de daha geriye itmeye çalışmaktadırlar.
Rojava devrimi, 21. yüzyılın bu ilk çeyreğinde, Ortadoğu gibi çok parçalı, çok dinli, çok uluslu, kapitalist, teokratik, ataerkil, faşist iktidarlar tarafından yönetilen bir coğrafyada; kadın özgürlükçü, demokratik, halkçı, halkların gönüllü birliğinin inşasına girişmiş ve bu yolda çok önemli gelişmeler kaydetmiştir. Kalbi devrimle atan, yeni bir dünya mümkün diyen devrimcilere, enternasyonalistlere yurt olmuştur.
Biz, dün Rojava’nın savunulması için kurulan Enternasyonal Özgürlük Taburu kurucu iradesi olarak, bugün de aynı ruh ve heyecanla Rojava devrimiyle dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz.
Başta Türkiye halkları olmak üzere tüm bölge ve dünya halklarına sesleniyoruz; Rojava’da uğruna ölünecek değerler yaratmış bir devrim gerçekleşmiştir. Rojava devrimini savunun! Bu devrim etrafında kenetlenin! Rojava’ya dayatılan tasfiye saldırılarına karşı her yerde mücadeleyi yükseltin! HTŞ ile girilecek her türlü siyasi, ekonomik işbirliğine karşı mücadele edin!
Kravatlı DAİŞ’çileri, her yerde teşhir edin! HTŞ, Suriye halklarına ne özgürlük, ne adalet ne de refah getirebilir. Kadınların köle pazarlarında satıldığı, insanların bedenlerinin parçalandığı, gerici bir güruh olarak girdikleri her yeri talan eden bu hareketi, zihniyeti unutmayın, unutturmayın!
Rojava devrimi tüm bunlara karşı direniş ve aynı zamanda eşit ve özgür yaşam pratiğidir. Onun için Rojava devriminin devrimci kazanımlarını savunmak, dün olduğu gibi bugün de her yerde onun için dövüşmek enternasyonal devrimci kimliğimizin gereğidir.
Tüm bölge ve dünya devrimci hareketlerine sesleniyoruz; emperyalist kapitalist sistem yapısal bir kriz yaşamaktadır. Burjuvazi, insanlığa ait tüm değerleri çürütmüştür. Geldiğimiz aşamada emperyalist savaşlar, kapitalizmin varoluşsal bir zorunluluğuna dönüşmüştür. Epistein adası, sermaye düzeninin gerçekliğine ayna tutmuştur. Açlığın, yoksulluğun, işsizliğin derinleştiği, insanın doğaya yabancılaşmasının zirve noktasını gördüğü, toplumun ve doğanın kırıma uğratıldığı, ataerkil ve heteroseksist egemenliğin derinleştirildiği koşullar, aynı zamanda devrimci sıçramaların da imkanını vermektedir. Bu barbarlığın karşısında, sosyalizm tek seçenektir. Dünya ölçeğinde devrimci hareketlere yönelik tasfiyeci saldırıların ideolojik hedefinde, sosyalizm idealinin gerçekleşmesinin nesnel koşullarının her geçen gün olgunlaşmakta olduğu gerçeği vardır. Politik olarak devrimci ileri sıçrama imkanları çoğalmaktadır. Tüm dünyada devrimci hareketlere ve devrimci direniş odaklarına yönelik tasfiyeci saldırganlığa karşı mücadelenin bir parçası olarak, Rojava devriminin kazanımlarını korumak için mücadeleyi yükseltelim.
Bugün her düzeyde devrimci, ilerici olan ne varsa bunu savunmalı ve onu göz bebeğimiz gibi korumalıyız. Anti-faşist, anti-emperyalist birleşik mücadelenin gereklerinin yerine getirilmesi tarihi bir sorumluluğumuzdur.
Rojava devriminin kazanımlarını korumak için enternasyonal devrimci dayanışmayı büyütelim.
Türkiye işçi ve emekçileri ve ezilen halklarına, devrimci ve ilericilerine sesleniyoruz: Rojava devrimine yönelik en büyük saldırı, faşist Türk devleti tarafından gerçekleşmiştir. Rojava devriminin devrimci kazanımlarını savunmak, aynı zamanda faşizme ve şovenizme karşı mücadeleyi her koldan büyütmeyi zorunlu kılmaktadır. 1 Mayıs alanlarında Rojava’yla dayanışmayı büyütelim!
1 Mayıs’ta emperyalist savaşa, yoksulluk ve sefalete, özgürlük yoksunluğuna, ataerkiye karşı mücadeleyi yükseltelim!”



