EmekGüncelMakaleler

EMEK | “Bir Avuç İnsan Bile Onları Çok Korkutuyor!”

"495 gündür evine ekmek götüremeyen Temel Conta işçileri için o meydanlarda olsunlar istiyorum. Direnen Şık Makas işçileri adına, direnen diğer işçiler adına o meydanları doldursunlar istiyorum"

İzmir’in Torbalı ilçesinde faaliyet gösteren Temel Conta fabrikası önünde yaklaşık 1,5 yıldır sendikal hakları için grevde olan işçiler, 17 Nisan’da sabah saatlerinde evlerine düzenlenen baskınla gözaltına alındı. 500’lü günlere varan grevi ve jandarma-polis baskını sürecini Temel Conta fabrikası Petrol-İş Sendikası işyeri temsilcisi Sinem Kaya ile bir röportaj yaparak değerlendirdik.

– Neredeyse 500’lü günleri geride bırakan Temel Conta direnişinin nasıl başladığını, yaşadıklarınızı aktarır mısınız?

– 495 gündür devam eden grev aslında sadece sendikal hakkımız için başlayan bir grevdi. Tabii ki aynı zamanda kötü çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi için de eylemdeydik. Fakat sendika yetkisini almasına rağmen patron masaya oturmadı, sendikayla görüşmedi ve bu nedenle de bizler grev hakkımızı kullandık. 495 gündür de grev yapıyoruz.

Grevimiz tamamen yasal. Fakat patron, yasal olmayan bir sürü şeye başvurdu. En başta sendikal hakkımızı tanımadığı gibi, grevdeyken de grev kırıcılığı yaptı.

Bunu tam iki kere Çalışma Bakanlığı müfettişleri tespit etti ve idari para cezası kestiler. Mahkemeye verdik ve kazandık da. Yani Temel Conta patronunun grev kırıcılığı mahkeme kararıyla belgelendi.

– Patron neler yaptı bu süreçte?

– Biz bir buçuk yıldır grevdeyiz, yani bir buçuk yıldır evimize ekmek götüremiyoruz, bir buçuk yıldır anayasal hakkımız için mücadele ediyoruz. Patronumuz da grevi kırdığı yetmiyormuş gibi asılsız iddialarla hem jandarmaya hem polise bizimle ilgili şikâyetlerde bulunuyor. Nasıl mı? “Düdük çalıyorlar“, “Yüksek sesle müzik dinliyorlar“, “Alkışlıyorlar” vb. şeklinde.

Sendikamızın avukatı işveren hakkında grev kırıcılığı suçlamasıyla ilgili savcılığa ve Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Fakat bir buçuk yıldır işveren ne ifadeye çağrılıyor ne de hakkında bir ceza davası açılabiliyor.

Direnişiniz 17 Nisan sabahında yeni bir saldırıyla karşı karşıya kaldı.

– Evet, bizler bir buçuk yıldır grevdeyiz ve dün akşam saatlerinde tam grevimizin 494. gününde 8 arkadaşımızın evine jandarma baskın yapıyor, gözaltı kararıyla geliyorlar. 2-3 saat gözaltında kalıyorlar, arkadaşlar, ve üç gün içinde savcılığa gideceklerine dair evrak imzalayıp evlerine dönüyorlar.

Sabah çadıra gelmek için yola çıktığımızda da benim evim de dahil olmak üzere altı arkadaşımın evine polis baskını yapılıyor. Bunların içinde dün akşam jandarmadan gözaltından çıkan arkadaşlar da var. Yani, polisler yakaladığını gözaltına almış. Bizler, grev çadırı için erken çıktığımız için polis bizi evde bulamadı ve biz dört arkadaşla grev çadırına gidebildik. Dördümüzün de yakalama kararı var ve biz grev çadırına buna rağmen gidebildik. Çünkü orası bizim için çok önemliydi.

Çadıra gittiğimizde şunu söyledik: “Bizimle ilgili yakalama kararı var, nöbeti devretmemiz gerekiyor. Çadırda beklemenizi istiyoruz.” Diğer işçiler geldiler, “Biz sizden nöbeti devralırız” diye. Bizler adliye koridorlarında akşama kadar bekletildik. İfadelerimiz biraz geç alındı. Gözaltı kararlarının nedeni de “kişinin huzurunu bozuyormuşuz”, “sükûnetini bozuyormuşuz”.

Ama 494 gündür bir Allah’ın kulu “bu patron işçilerin sükûnetini ve huzurunu bozuyor” diye patrona gözaltı kararı aldırılmadı?

 “Bizim başımız dik!”

– Neler hissettiniz bu yaşananlar karşısında?

– Bizler sadece anayasal hakkımızı kullandık. Ve bugün görüyoruz ki, ülkemizdeki adaletsizlik sadece patronların işine yarıyor. Bizler bu düzeni kabul etmiyoruz. Bu bizi yıldırmak için; Temel Conta’da kadın işçiler çoğunlukta. Bugüne kadar evden işe, işten eve giden kadınları düşünün. Karakolun içine girmemiş kadınları düşünün. Polisle hiçbir zaman karşı karşıya gelmemiş kadınları düşünün, eşlerini düşünün, çocukları düşünün ve o eve polis, jandarma baskın yapıyor. Konu komşuyu düşünün, evin içini düşünün.

Ama şunu bilmiyorlar; o kadınlar grevlerinin 494. gününde. Eşi de biliyor, dostu da biliyor, komşusu da biliyor. Herkes biliyor orada ne için direndiğimizi. Bizim başımız dik. Namussuzluk yapmadık, suç işlemedik. Başımız dik bir şekilde grevimizi yapıyoruz. Bizim 494 gündür grevdeki işçiler olarak polis baskısıyla, kolluk baskısıyla yılacağımızı sanıyorsa, yanılıyor. Bu sadece ateşe benzin döktü, bizi daha da hırslandırdı. Dört elle sarılacağız grev çadırımıza.

Dediğim gibi, bu ülkedeki adaletsizlik sadece patronların işine yarıyor; onlar bundan faydalanıyor. Biz de diyoruz ki: biz bu adaletsizlikleri göre göre nasıl susalım? Bu adaletsizliklerin pençesine, bu patronların eline evlatlarımızı nasıl bırakalım?

Hayır, asla grevimizden vazgeçmeyeceğiz. 494 gündür o kapının önündeyiz. Hakkımızı almadan da oradan ayrılmayacağız. Ne olacağı, nasıl devam edeceğini bilmiyoruz. Ama o kapının önünden hakkımızı almadan ayrılmayacağımızı çok iyi biliyoruz. Mademki bu ülkenin yasalarında “sendika hakkı” diyor, madem bu ülkenin yasalarında “grev hakkı” diyor, o zaman biz bu hakkımızı sonuna kadar kullanacağız.

 “Gerçekleri söylemek suç”

– En son Mehmet Türkmen, Birtek-Sen Genel Başkanı, tutuklandı. Yine, ekoloji aktivisti Esra Işık tutuklandı. Bu saldırıları nasıl değerlendirmek gerekiyor sizce? 

– Bu ülkede gerçekleri söylemek suç. Eğer gerçekleri yüksek sesle söylerseniz, onlara göre “halkı kin ve nefrete sürüklüyorsunuz”. Aslında herkes huzursuz. Herkes, evine ekmek götüren her anne baba, evine ekmek götüren her genç huzursuz. Ve bu huzursuzluğu korkmadan anlatan, konuşan insanları istemiyorlar. Susturmak istiyorlar.

Bakın, bu ülkede o kadar çok suçlu var ki, ama Mehmet Türkmen içeride. Başaran Aksu içeriye girdi, çıktı. Esra Işık köyündeki zeytin ağaçlarının talanı için konuştu ve şu an içeride. Yani gerçekleri söylemek, milyonların, işçinin, öğrencinin, kadının sesi olmak suç.

Çünkü insanlar şunu biliyor; bu insanlar haklı. Bu insanlar doğru söylüyor. Bunu eğer herkes kabul ettiği an, aslında onlar için o kadar korkunç bir şeye dönüşüyor ki, bunu görmemek zaten mümkün değil. Ve kendi çıkarlarına, patronlarının düzeninin bozulması o kadar korkutucu ki hemen örgütleniyorlar ve hemen konuşan işçileri, doğayı savunanları, konuşan kadınları hemen susturuyorlar.

Burada aslında örgütlü bir patron düzeni var. Bunu söylemek suçsa, ben söylüyorum: Evet, gerçekten çok güzel örgütlenmiş bir patron düzenine karşı savaşan bir avuç insan var. O bir avuç insan bile onları çok korkutuyor ve rahatsız ediyor. Biz de bundan gurur duyarız. Bence Mehmet Türkmen, Esra Işık ve daha önce içeriye alınan Başaran Aksu bundan gurur duyuyordur. Bizim için de “huzuru bozuyorlar” diye gözaltı kararı çıkarıldı. Biz de 494 gün sonra bununla gurur duyduk. Ne mutlu bize ki, 494 gündür o kapının önünde boşuna durmamışız.

“1 Mayıs’ta mücadele eden işçiler adına meydanlarda olsunlar”

– 1 Mayıs’a az bir zaman kaldı. 1 Mayıs’a ilişkin neler söylemek istersiniz?

– Ben 1 Mayıs’ta gerçekten işçilerin, emekçilerin, kadınların, öğrencilerin meydanlara çıkmasını istiyorum. Yani evet, bayramdır ama bir halay çekip evime döneyim gibi değil. Herkes direnen işçiler adına o meydanlarda olsun. 495 gündür evine ekmek götüremeyen Temel Conta işçileri için o meydanlarda olsunlar istiyorum. Direnen Şık Makas işçileri adına, direnen diğer işçiler adına o meydanları doldursunlar istiyorum.

Haksızlığa uğramış emekçiler, iş cinayetlerinin engellenmesi adına o meydanlarda olsunlar istiyorum. 1 Mayıs’ın, Emekçi Bayramı’nın, Emeğin Günü’nün ne demek olduğunu hatırlayarak o meydanlarda olmamız gerekiyor. O zaman bambaşka bir 1 Mayıs olur bizler için. Biz de 1 Mayıs’ta İzmir’de meydanlarda olacağız.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu