
Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde, SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik’te çalışan işçiler; ödenmeyen ücretleri, kıdem ve ihbar tazminatları için 13 Nisan’da Ankara’ya yürüyüş başlattı.
Ankara yürüyüşlerinde bir haftayı geride bırakan Bağımsız Maden-İş Sendikası işçileri ile sürece, yürüyüşe dair bir söyleşi yaptık. İşçiler, zor koşullarda talepleri, hakları için yürüdüklerini ve kamuoyundan seslerine ses vermelerini istediklerinin altını çizdiler.
– Ankara yürüyüşünüzün bir haftası geride kalıyor, sizi bu yürüyüşe götüren süreçte neler yaşandı?
Samet Köroğlu: Şirketimiz 2022-2023 sezonunda TMSF’den Yıldızlar SS Holding’e devredildi. Onunla beraber bizim bu sürecimiz de başladı zaten. Devir olduğu andan itibaren sarı sendikayla beraber 380 arkadaşımızı ücretsiz izne çıkardılar. Bu süreç 6-7 ay falan sürdü. Yani dayanabilen dayandı, dayanamayan da dayanamadı. Ay ay gibi bir zaman, tabii birçok insan maaş almadan dayanamadı. En son 60-70 kişi kaldı.
Devam eden süreçte seçim ikinci tura kaldığı için, o zamanın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Enerji Bakanı bu şirketin açılışına geldiler. Bundan dolayı bu 70-80 arkadaşımızı işe geri çağırdılar. Alacaklarımızı verdiler. Hatta Fuat Oktay, “Buranın kapasitesini artıracağız, her ay buraya 100-100 işçi alacağız, buranın sayısını 1.200-1.500 civarına çıkaracağız” dedi. Bize açıklama yaptı ve “Maaşlarınızda hiçbir sıkıntı olmayacak, kefil benim” şeklinde konuştu. Onun dediği aydan itibaren biz dört ay içinde üç ay daha maaş alamadık. Bu gelişmelerden sonra kendimizi yeraltına kapatma eylemi yaptık.
Eylem yedi gün sürdü. Açlık eylemiyle başladı. Aileler geldi şirket önüne. Ortalık bayağı bir karıştı. Sonuçta bir açlık eylemi yapıyordu ve arkadaşlarımız ambulanslarla götürüldü. Akabinde o zamanın Türk-İş Başkanı Ergün Atalay yeraltına indi. Bize dedi ki; “Bunlar kim? Ben bunlardan bu parayı söke söke alırım.”
Bizi yeraltından çıkardı -açlık grevinden- ama bizim paramız yine yatmadı. Bundan sonra bu işler devam etti; bu yaşanan dört sene içinde bizim 18. grevimiz. Her ay maaş alabilmek için grev yapmaya kalkıyoruz. Sırf maaşlarımızı alabilmek için. Bizim geçen seneden Şubat’tan, Mart’tan, Nisan’dan 3; bu seneden de 2 ay maaş olmak üzere toplam 5 ay maaşımız içeride duruyor şu an. Devlet katkılı BES kesintilerini biliyorsunuz! Bunları sizin maaşınızdan kesiyorlar, hiçbir şekilde BES’te yatırmıyor. Kendi cebine yatırıyor.
– Maaşların ödenmemesinin dışında neler yaşadınız?
– Mesela kafalarına göre insanları, hiçbir şey yokken tebligatla evlerine gönderiyorlardı. “Arkadaşlar, sizleri ücretsiz izne çıkardık; biz sizi çağırana kadar gelmeyin,” diyorlardı. Bu zaten yasaya aykırı bir durum. Hiç kimse senin iznin olmadan seni ücretsiz izne çıkaramaz, ama bunlara serbest.
Yine başka bir sorun da şu; icralık arkadaşlarımız var. Mesela nafaka veren arkadaşlarımız var. Nafakayı maaşından kesiyor, icrayı maaşından kesiyor, hiçbir şekilde ne nafakasını yatırıyor ne icrasını yatırıyor. Ayrıca emekli olan arkadaşlarımız oluyor, bu arkadaşlarımızın hiçbirinin tazminatlarını yatırmıyor. Yani emekli maaşına da çöküyor. Gidiyorsunuz mahkemeye veriyorsunuz, mahkemeyi kazanıyorsunuz, icra koyduruyorsunuz üstüne hiçbir şey görünmüyor. Orada bir döngü oluşuyor, önünü hep kesiyorlar senin. Hiçbir şekilde mahkemeden kazandığın parayı da alamıyorsunuz. Artık bizim de dayanacak gücümüz kalmadı.
“Çocuklarımızı hastaneye götüremiyoruz”
– İşçiler neler yaşadı bu süreçte?
– Mesela benim 1.5-2 yaşlarında çocuğum var; çocuğum evde aç. Doğalgazım kesik, elektriğim kesik. Yani hadi bunları geçtim, bebeğime mama alamıyorum ya, utanç duyuyorum artık kendimden. Gerçekten utanç duyuyorum. Ya da mesela burada bazı arkadaşlarımızın epilepsi hastası çocuğu var, bu çocuğun her hafta tedaviye gitmesi lazım. Bak kendi bebeğim, benim aç kalmış önemli değil, gerçekten önemli değil ama o adam epilepsi hastası çocuğunu hastaneye götüremiyor. Biz utanç duyuyoruz, biz bittik, bitirdiler yani.
Türkiye’ye çökmüş insanlara “artık yeter” diyoruz!
– Bir haftayı aşkın bir süredir eylemdesiniz, yürüyüşünüz nasıl gidiyor? Duygularınızı, düşüncelerinizi paylaşır mısınız?
Yusuf Hepaltun: Yürüyüşümüz güzel gidiyor, arkadaşlarımız inançlı. Yani bu Türkiye’ye çökmüş insanlara “artık yeter” diyoruz ya, yeter! Bir burada değil ki bu, bu Türkiye’nin dört bir yanında bunun şirketi var. Elazığ’da, Bilecik’te, Kütahya’da her taraf böyle. Bizim 6 maaşımız, 8 maaşımız duruyorsa, onlar da grevde. Elazığ’da dün greve çıktı. İşçilerin 10 aylık maaşları duruyor. Kütahya’da da öyle.
Burada devlet katkılı bir santral var. Eskişehir’in %75’ini elektriğini karşılıyor bu santral. Santral şu an orada duruyor. Niye? Bu adam burayı çalıştırmak istemiyor. Bu adamı hep birileri getirmiş koymuş, birileri arkasında; “Benim attığım attık, vurduğum vurduk” diyor, başka bir şey yapmıyor. Biz 12 Nisan Pazar akşamı şirketin önünde toplandık. O geceyi orada geçirdik; soğukta, ayazda. Sabah kalktığımızda –zaten yatamadık, gece kırağı yağdı, her taraf bembeyaz oldu, o soğukta donduk– Pazartesi sabahı şirketimizin önünden bir basın açıklaması yaparak oradan yürüyüşümüzü gerçekleştirdik.
Eskişehir Koyunağılı, Mihalıççık Mahallesi’nden; şirketimiz orada. Oradan sonra 20 kilometre falan yürüdük, geceyi yine dışarıda geçirdik. O soğuğun altında ateşler yakarak. Kimisi yattı, kimisi ayakta bekledi.
Sabah oldu, tekrar salı günü sabah yürüyüşe başladık. Ankara’nın Beypazarı ilçesine vardık. Orada kapalı bir pazar pazarında yattık betonun üzerinde sabaha kadar, soğukta yine aynı şekilde.
Sonra tekrar sabah oldu, yine basın açıklaması yaptık. Çarşamba günü sabah oradan Ankara yürüyüşümüzü başlattık. Akkaya diye bir köy vardı. Orada kaldık. Orada yine aynı sabahlara kadar üşüyerek, doğru düzgün yemek ihtiyaçlarımızı karşılayamadan, tuvalet ihtiyaçlarımızı gideremeden devam ettik.
Sonraki durağımız Ayaş oldu. Ayaş ilçesinde kaldık. Orada bir düğün salonunda -belediye sağ olsun, düğün salonunu bize verdi- kaldık. Sonra çıktık yola. Ayaş’ın Bahçelerköy diye bir köyü var. Orada köy konağında kaldık. Sağ olsun, oranın muhtarımız bizi çok güzel ağırladı. Şu anda Yenikent’e 5 kilometre var, mola verdik duruyoruz. Buradan da devam edeceğiz. 5-10 dakika sonra mola bitecek. Çıkış yapacağız.
Son olarak şunu söyleyeyim; biz maden işçileri tüm herkesin sesimize ses olmasını istiyoruz…
“İki ayağımız da kopsa mücadeleye devam edeceğiz!”
Sinan Çeliktaş: Şu an Yenikent’e yakın bir bölgedeyiz. Yürüyüşümüzü devam ettireceğiz. Önümüze kimsenin engel çıkarmamasını istiyoruz. Ayaklarımız patlamış durumda, şişmiş; çoğumuzun ayakları patlak. Ama ayaklarımız şişse dahi, kopsa dahi hakkımızı aramaya devam edeceğiz. İki ayağımız da kopsa, mücadeleye devam edeceğiz. Hakkımızı alana kadar.
Tüm işçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramını şimdiden kutluyorum.



