
TKP-ML Merkez Komitesi, 1 Mayıs öncesinde yayımladığı açıklamada işçileri ve emekçileri alanlara çağırdı. tkpml.com sitesinde yayımlanan, “Emperyalist savaş tehlikesine, faşizme ve her türden gericiliğe, sömürüye ve yoksulluğa karşı 1 Mayıs’ta alanlara!” başlıklı açıklamada, 1 Mayıs 2026’nın “emperyalist çelişkilerin keskinleştiği ve yeni bir paylaşım savaşı işaretlerinin arttığı bir dönemde” karşılandığı ifade edildi.
1 Mayıs’ın tarihsel anlamına ve güncel dünya koşullarına dikkat çekilen açıklamanın tamamı şu şekide:
“1 Mayıs 2026’yı emperyalizmin çelişkilerinin keskinleştiği ve yeni bir emperyalist paylaşım savaşı işaretlerinin giderek arttığı bir süreçte karşılıyoruz. Sistem, krizini bir kez daha savaşla aşmak istiyor. Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında, İsrail’in Filistin’e yönelik katliam saldırıları ve ardından ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısı; emperyalist kapitalist sistemin haksız savaşlarla, işgallerle, katliamlarla, sömürü ve talanla beslenen yapısının ürünüdür. Bu bölgesel savaş ve işgaller, emperyalistler arası yeni bir paylaşım savaşının hazırlıklarıdır.
Demokratik Halk İktidarları ve Sosyalizm karşısında sahte bir “zafer” ilan eden kapitalist sistem, gelinen aşamada insanlığı ve gezegeni bir yok oluşa sürüklemektedir. Burjuvazi, kendi suretinde bir dünya yaratmıştır. Dünya çapında sömürü ve gelir eşitsizliği artmış; küresel nüfusun en zengin % 10’u toplam gelirin yarısından fazlasını gasp etmekte ve en yoksul % 50’si çok küçük bir payla yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılmıştır. Dünya genelinde yaklaşık 700 milyon insan günlük 2.15 doların altında gelirle yoksulluk sınırında yaşarken 1.1 milyar kişi yoksulluk sınırının da altında yaşam mücadelesi vermektedir. Burjuvazinin kendi kurumları bile dünya genelinde yaklaşık 673 milyon insanın açlık çektiği, küresel nüfusun % 7.8 ila % 8.8’inin ise açlıkla karşı karşıya olduğunu açıklamaktadır. Dünya çapında 2.2 milyar insan, güvenli içme suyuna erişemezken, nüfus artışı, iklim değişikliği ve kirlilik nedeniyle dünya nüfusunun yaklaşık % 50’si şiddetli su kıtlığı riskiyle karşı karşıyadır.
Kapitalizmin aşırı kâr hırsına dayalı sömürü ve yağması, burjuvazi tarafından “iklim krizi” adı verilen iklim değişikliklerine yol açmıştır. Dünya, tüm canlılar için yaşanmaz hale getirilmiş ve hızla bir yok oluşa sürüklenmektedir.
Özel mülkiyet rejimi üzerinden yükselen kapitalist sistem, üst yapı kurumlarını da buna göre şekillendirmektedir. Bir dönem proletarya diktatörlüğü karşısında yüceltilen ve gerçekte burjuva diktatörlüğünden başka bir şey olmayan burjuva demokrasisinin maskesi düşmüştür. Kapitalizmin krizine ve yeni bir paylaşım savaşı hazırlıklarına paralel dünya çapında ırkçılık, kadın, LGBTİ+, mülteci düşmanlığı üzerinden faşizm yeniden sahneye davet edilmiştir. Serbest piyasa, demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk vb. kavramlar çöpe atılmıştır. Artık “gücü gücüne yeten”in geçerli olduğu “orman kanunları” devrededir. Burjuvazinin insanlığa vadettiği geleceğin, sömürüye ve yoksulluğa, kadın bedeni ve çocuk istismarına dayalı “Epstein Dünyası” olduğu açığa çıkmış durumdadır.
Kapitalist sistemin insanlığı ve gezegeni yok oluşa sürüklemesi karşısında, enternasyonal proletaryanın ve ezilen dünya haklarının, Yeni Demokratik Devrim, Sosyalist Devrim mücadelesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış durumdadır. “Ya sosyalizm ya barbarlık” sözü artık daha günceldir.
Burjuvazinin yeni bir emperyalist paylaşım savaşına hazırlandığı günümüz koşullarında enternasyonal proletaryanın ve ezilen dünya haklarının devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmekten başka bir çözüm yolu bulunmamaktadır. Emperyalist paylaşım savaşına ve yükselen faşizm tehlikesine karşı anti-emperyalist, anti-faşist birlik ve cephelerin kurulması, uluslararası komünist hareketin geçmişten çıkardığı derslerle kendisini daha güçlü bir zeminde örgütlemesi zorunluluktur.
Enternasyonal proletaryanın kendi bayrağı vardır ve geçmiş tarihsel tecrübelerden dersler çıkarak kızıl bayrağını yeniden yükseltecektir. Marksizm Leninizm Maoizm bilimi, Yeni Demokratik ve Sosyalist Devrimler, Büyük Proleter Kültür Devrimi deneyimleri, enternasyonal proletaryaya ve ezilen dünya halklarının mücadelesine yol göstermeye devam etmektedir.
Günlerin getirdiği mücadele ve direniştir!
Emperyalizmin yarı sömürgesi Türk hakim sınıfları ve onların faşist baskı ve zor aygıtı olan TC devleti de bulunduğu coğrafyada yeni bir emperyalist paylaşım savaşına göre kendini örgütlemektedir. Türk hakim sınıfları, emperyalistler arasında derinleşen krizden ve yeni bir paylaşım savaşından kendi sınıf çıkarları adına yararlanmak için hareket etmektedir. Bir yandan batı emperyalizminin askeri örgütü olan NATO’da bölgesel ve kullanışlı bir güç olarak konumlanmakta, diğer yandan Türkiye ve Türkiye Kürdistanı işçi sınıfı ve emekçi halka yönelik saldırganlığını artırmaktadır.
TC devleti başta Orta Doğu olmak üzere coğrafyamızda emperyalizmin kullanışlı bir aparatı olarak hareket etmektedir. Geçmişte Kıbrıs’ta ve yakın tarihte Suriye iç savaşında oynadıkları rolü, bölgesel düzeyde pratikleştirmeyi hedeflemektedirler. Emperyalistler arası paylaşım savaşı olasılığına karşı hazırlanmakta ve bölgesel düzeyde işgal ve ilhak politikalarını hayata geçirmek istemektedirler. Bu amaçla “en büyük ihraç ürünü olan ordu”larını pazarlamaktadırlar. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi, bir yandan batı emperyalizminin yeni işgal ve savaş planlarının tartışılacağı, diğer yandan emperyalizmin yarı-sömürgesi ve kullanışlı bir aparatı olan faşist TC devletinin bölgesel düzeyde işgal ve ilhak savaşları için görevlendirileceği bir toplantı olacaktır.
Meşruiyetlerini emperyalizmden alan Türk hakim sınıfları, emperyalist efendilerine en iyi hizmeti sunabilmek için “iç cepheyi tahkim etme” olarak ifade ettikleri bir politikayı devreye sokmuş durumdadırlar. TC devleti, “dış tehdit” adı altında işçi sınıfına en ağır sömürü ve çalışma koşullarını dayatır, emekçi halkı açlık ve yoksullukla karşı karşıya bırakırken; bu politikaya karşı direnen ve mücadele eden bütün muhalif, devrimci ve komünist hareket, teslim alınmak ve tasfiye edilmek istenmektedir.
Emperyalizmin yarı sömürgesi komprador burjuvazinin devleti TC faşizmi; işçi sınıfını en düşük ücretlerle ve en acımasız koşullarda ölümüne çalışmaya mahkum ediyor. 2025 yılında Türkiye genelinde en az 2.105 işçi, 2026 yılının ilk üç ayında Türkiye’de en az 432 işçi, iş cinayetlerinde katledilmiştir. İşçi sınıfının en temel haklarının kullanması, faşist baskı ve zor aygıtlarıyla engellemekte, grev ve direnişler yasaklanmaktadır.
Nisan 2026 itibarıyla Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı yaklaşık 36.313 TL, yoksulluk sınırı ise 108.820 TL olarak açıklanmıştır. Başta asgari ücret olmak üzere aylık maaşların bu rakamların çok altında olması nedeniyle, 40 milyon işçi ve emekçi açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşamakta, nüfusun büyük kısmının temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır. İşçi sınıfı ve emekçi halk, işsizlik, açlık ve yoksullukla karşı karşıya bırakılmakla kalmamış, en temel haklarını kullanması, faşist baskı ve zor aygıtlarıyla engellenmektedir.
Türkiye ve Türkiye Kürdistanı coğrafyasının tamamı maden arama ve “enerji üretimi” adı altında kapitalist şirketlerin talanına açılmış, doğal kaynakların yağmalanmasına karşı doğalarını ve çevrelerini koruyan, yaşam alanları için mücadele eden köylülerin karşısına jandarma dipçiğiyle çıkılmaktadır.
Türkiye kapitalizmi, başta kadınlar ve LGBTİ+lar olmak üzere toplumun geniş kesimlerini çok yönlü bir sömürü, baskı ve katliamla karşı karşıya bırakmaktadır. Kadınlar “aile” söylemiyle kuşatılırken erkek şiddetine daha da açık hale getirilmekte; LGBTİ+lar yaşamın dışına itilmektedir. Kadın katliamları ve LGBTİ+lara yönelik nefret cinayetleri, sıradanlaşmış durumdadır. 2026’nın ilk iki ayında 60’tan fazla kadın cinayeti işlenmiş, çok sayıda şüpheli ölüm ise kayıtlara geçmiştir.
Halk gençliği bir yandan faşizmin tutuklama ve baskılarıyla diğer yandan başta işsizlik olmak üzere çeteleşme, uyuşturucu ve kumar batağında geleceksizleştirme kıskacına alınarak devrimci komünist mücadeleden mümkün olduğunda uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Başta Alevi inancı olmak üzere ezilen inançlara yönelik yok sayma ve asimilasyon politikası sürdürülmektedir. Kürt ulusunun en temel hakları inkar edilmeye devam edilmekte, adına “süreç” denilen bir oyalama politikası yürütülmektedir.
1 Mayıs alanları, gücümüzü gösterdiğimiz gündür!
Bütün bu gerçekler, işçi sınıfı ve emekçi halkın örgütlenmesi ve mücadele etmesini dayatmaktadır. Dahası devrimci komünist bir alternatifin ne kadar yakıcı bir ihtiyaç ve zorunluluk olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
Türk ve Kürt uluslarından, çeşitli milliyet ve inançlardan işçi sınıfı ve emekçi halkımız bu koşullar altında karşılamaktadır 1 Mayıs’ı. Enternasyonal proletaryanın, “Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olan 1 Mayıs 2026, aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının ve emekçi halkının kitlesel Taksim Meydanı kutlama iradesinin 50. yıldönümüdür. Bu tarih aynı zamanda ilk 1 Mayıs ölümsüzlerinden olan partimiz üyesi Mehmet Kocadağ yoldaşın, kitlesel ve militan 1 Mayıs Taksim kutlamasının ardından kaçırılarak katledildiği gündür.
1 Mayıs’ta alanlara çıkarak, emperyalist savaşa ve NATO’ya, sömürüye, iş cinayetlerine, güvencesiz ve esnek çalışmaya, kadın ve LGBTİ+ katliamlarına, işsizliğe, açlık ve yoksulluğa, geleceksizleştirme saldırılarına karşı tepkimizi ve öfkemizi gösterelim. Emperyalizme, faşizme, şovenizme, ataerkiye ve her türden gericiliğe karşı; 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nde alanlara çıkmak, haklı ve meşru taleplerimizi haykırmak, enternasyonal proletaryanın ve emekçi halkın birliğini ve gücünü göstermek bir görevdir.
1 Mayıs alanlarında yer almak, buradan 18 Mayıs’a yürümek ve Temmuz ayında NATO’ya geçit vermemek adına süreklileşen bir direniş ve mücadele çizgisi inşa etmek hedefiyle hareket edilmelidir. Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın cüreti ve cesaretiyle, emperyalist savaşa, faşizme, sömürüye ve yoksulluğa karşı parolamız direniş, adresimiz 1 Mayıs olmalıdır!”



